Kastamonu Lahikası -B-

ÂHİRZAMANDAN HABER VEREN MÜHİM BİR HADİS: لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ حَتَّى يَاْتِىَ اللَّهُ بِاَمْرِهِ Ramazan-ı şerifte onuncu günün ikinci saatinde birden bu

A A A A
Gönderen Konu: Kastamonu Lahikası -B-  (Okunma sayısı 75 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

    nur_gul

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 5463
  • Konu: 933
  • Ver.Tşk : 465
  • Al.Tşk : 562
  • konusmak ihtiyac olabailir;ama susmak bir sanattir
  • Çevrimiçi
Kastamonu Lahikası -B-
« : 14 Mayıs 2010, 01:07:01 »

Kastamonu Lahikası -B-
ÂHİRZAMANDAN HABER VEREN MÜHİM BİR HADİS:

لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ حَتَّى يَاْتِىَ اللَّهُ بِاَمْرِهِ

Ramazan-ı şerifte onuncu günün ikinci saatinde birden bu hadîs-i şerif hatırıma geldi. Belki Risale-i Nur şakirdlerinin taifesi ne kadar devam edeceğini düşündüğüme binaen ihtar edildi. لاَ تَزَالُ طَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى (şedde sayılır, tenvin sayılmaz) fıkrasının makam-ı cifrîsi bin beşyüİz kırkiki ederek nihayet-i devamına îma eder. ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللَّهُ (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi binbeşyüz altı edip, bu tarihe kadar zâhir ve aşikârane, belki galibane; sonra tâ kırk ikiye kadar, gizli ve mağlubiyet içinde vazife-i tenviriyesine devam edeceğine remze yakın îma eder. وَ الْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللَّهحَتَّى يَاْتِىَ اللَّهُ بِاَمْرِهِ (şedde sayılır) fıkrası dahi; makam-ı cifrîsi binbeşyüz kırk beş olup, kâfirin başında kıyamet kopmasına îma eder. لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللَّهُ

Cây-ı dikkat ve hayrettir ki, üç fıkra bil'ittifak bin beşyüz tarihini göstermeleriyle beraber, tam tamına manidar, makul ve hikmetli bir surette binbeşyüzaltı'dan tâ kırkiki'ye, tâ kırkbeş'e kadar üç inkılab-ı azîmin ayrı ayrı zamanlarına tetabuk ve tevafuklarıdır. Bu îmalar gerçi yalnız birer tevafuk olduğundan delil olmaz ve kuvvetli değil, fakat birden ihtar edilmesi bana kanaat verdi. Hem kıyametin vaktini kat'î tarzda kimse bilmez; fakat böyle îmalar ile bir nevi kanaat, bir galib ihtimal gelebilir. Fatiha'da صِرَاطِ مُسْتَقِىمٌ ashabının taife-i kübrâ sını tarif eden اَلَّذِينَ اَنْعَمْتَ عَلَيْهِمْ fıkrası, şeddesiz bin beşyüz altı veya yedi ederek tam tamına ظَاهِرِينَ عَلَى الْحَقِّ fıkrasının makamına tevafuku ve manasına tetabuku ve şedde sayılsa لاَ تَزَالُطَائِفَةٌ مِنْ اُمَّتِى fıkrasına üç manidar farkla tam muvafakatı ve manen mutabakatı bu hadîsin îmasını teyid edip remz derecesine çıkarıyor. Ve müteaddid âyât-ı Kur'aniyede صِرَاطٌ مُسْتَقِىمٌ kelimesi, bir mana-yı remziyle Risalet-in Nur'a manaca ve cifirce îma etmesi remze yakın bir îma ile; Risalet-in Nur şakirdlerinin taifesi, âhirzamanda o taife-i kübra-i azamın âhirlerinde bir hizb-i makbul olacağını işaret eder diye def'aten birden ihtar edildi.

اَلْعِلْمُ عِنْدَ اللَّهِ لاَ يَعْلَمُ الْغَيْبَ اِلاَّ اللَّهُ

Azîz Kardeşlerim!

Bu saatte ben Kur'an okurken, Risale-i Nur ile ziyade alâkadar olan Sure-i İbrahim'de bir âyet beni meşgul ederken, Emin size göndereceği mektubu getirdi ve dar vaktimizde bu geniş âyetin denizinden ancak bir katrecik bu parçaya girebildi. Birkaç dakika zarfında yazdık, vakit bulamadık, kusura bakmayınız.

* * *

بِاسْمِهِ مَنْ تُسَبِّحُ لَهُ السَّموَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ عَاشَرَاتِ دَقَائِقِ اَيَّامِ الْفِرَاقِ

Aziz, Sıddık, Vefadar, Sebatkâr Kardeşlerim!

Cenâb-ı Hakk'a yüzbinler şükür ve hamdolsun Sizin gibi sadık, ciddî, fa'al zatları Risale-i Nur'un etrafında toplayıp bağlamış; îman ve Kur'an hizmetinde kuvvetli ve nurlu kalemlerini çalıştırıyor.

Kardeşlerim! Bu def'a irsalatınız o kadar beni memnun ve minnetdar etti ki; herbir sahifesi bir kıymetdar hediye ve güzel bir mektub hükmünde göründü. Hüzünlerimi, gamlarımı izâle edip ve kalbimi sürur ve sevinç ile doldurdu. Cenab-ı Erhamürrâhimîn onların hurufları adedince size rahmet etsin ve sizden râzı olsun.

Hâfız Ali Kardeşim! Bir zaman Barla'da Cuma gecesinde dua ederken, senin âmîn sesini iki defa sarihan işittim. Arkama baktım. Dedim: "Hâfız Ali ne vakit gelmiş." Dediler: "O burada yoktur." Ben şimdi o vakıadan diyebilirim ki; üç-dört saat mesafeden duama âmînini işittirmesi, otuz günlük mesafeden buradaki zayıfdavet ve duama kuvvetli ve tesirli bir âmîn hükmünde olan yazıların imdadıma yetişmesi çok manidar bir tevafuktur.

Sıddık Sabri! Senin cisminde (ayağında) kardeşliğimin sikkesini gördüğüm zaman bir hiss-i kalbelvuku ile kalbime geldi: Ve muvaffak oldun, yaptın. Allâh senden ebeden râzı olsun.

(........P Mehmet) Bilsin ki Risale-i Nur'a intisâbı zamanında beri günde yüz defa talebe ünvanı altında dua ve manevî kazancıma hissedar olmakla beraber, bu bir ehemiyerli Mehmet arkadaş olarak Mehmet Mehmet.....ve Mehmet diye sarih ismişşşyle namları yad edilen has talebelerin dairesi hususiyelerine girdiğini girdigini haber ver.

Abdülmecid'e, Beşinci Şua'ı haber vermiştim, cevab gelmedi. Belki ihtiyaten sükût ettiler, göndermedim. Siz, evvelce muhabere ediniz sonra gönderebilirsiniz. Eğer Hastalar Risalesini bana gönderirseniz, İhtiyarlar Risalesi de beraber olsa daha iyi olur. Mektubunuzda selâm gönderen vefadar kardeşlerime binler selâm.

Bu günlerde, manevî bir muhaverede bir sûal ve cevabı dinledim. Size bir kısa hülâsasını beyan edeyim:

Biri dedi:

Risale-i Nur'un îman ve tevhid için büyük tahşidatları ve küllî techizatları gittikçe çoğalıyor. Ve en muannid bir dinsizi susturmak için yüzde birisi kâfi iken, neden bu derece hararetle daha yeni tahşidat yapıyor?

Ona cevaben dediler:

"Risale-i Nur, yalnız bir cüz'î tahribatı, bir küçük haneyi tamir etmiyor. belki küllî bir tahribatı ve İslâmiyeti içine alan, dağlar büyüklüğünde taşları bulunan bir muhit kal'ayı tamir ediyor. ve yalnız hususî bir kalbi ve has bir vicdanı ıslahına çalışmıyor, belki bin seneden beri tedarik ve teraküm edilen müfsid âletler ile dehşetli rahnelenen kalb-i umumî ve efkâr-ı âmmeyi ve umumun bâhusus avam-ı mü'minînin istinadgâhları olan İslâmî esaslar ve cereyanlar ve şeairler kırılmasiyle ile bozulmaya yüz tutan vicdan-ı umumîyi, Kur'an'ın i'cazıyla o geniş yaralarını Kur'anın ve îmanın ilâçları ile tedavi etmeğe çalışıyor.

Elbette böyle küllî ve dehşetli rahnelere ve yaralara, hakkalyakîn derecesinde ve dağlar kuvvetinde hüccetler, cihazlar ve bin tiryak hasiyetinde mücerreb ilâçlar, hadsiz edviyeler bulunmak gerektir ki; bu zamanda Kur'an-ı Mu'ciz-ül beyan'ın i'caz-ı manevîsinden çıkan Risale-i Nur o vazifeyi görmekle beraber, îmanın hadsiz mertebelerinde terakkiyat ve inkişafata medardır." diyerek uzun bir mükâleme cereyan etti. Ben de tamamen işittim, hadsiz şükrettim. Kısa kesiyorum.

Bu hâdise münasebetiyle yine bugünlerde hatırıma gelen bir vakıayı beyan ediyorum:

Ben namaz tesbihatının âhirinde, otuzüç defa kelime-i tevhidi zikrederken, birden kalbime geldi ki: Hadîs-i Şerifte "Bazan bir saat tefekkür, bir sene ibadet hükmüne geçer" Risale-i Nur'da o saat var; çalış, o saati bul, ihtar edildi.

Âdeta ihtiyarsız bir surette, Kur'anın Âyet-ül Kübrasının iki tefsiri olan iki Âyet-i Kübra Risalelerinden mülahhas tefekkürî bir tekellüm, tam bir saat devam etti. Baktım; size gönderdiğim Âyet-ül Kübra Risalesi'nin birinci makamı'nın hülâsasından müntehab güzel bir sırrını hülâsa ile, Yirmidokuzuncu Lem'a-i Arabiye'den müstahrec nurlu, tatlı fıkralardan terekküb ediyor. Ben, kemal-i lezzetle, her gün tefekkürle okumağa başladım.

Birkaç gün sonra hâtırıma geldi ki: Madem Risale-i Nur bu zamanın bir mürşididir, talebelerine bir vird-i ekber olabilir diye kaleme aldım. Ve bütün risalelerin hususî menba'ları, madenleri olan binden ziyade Âyât-ı Kur'aniye'yi, kendi Kur'anımda evvelce işaretler koyup bir Hizb-i Azam-ı Kur'anî yapmak niyet etmiştim. Şimdi bu Hizb-i azam ve bu Vird-i Ekber, Risale-i Nur mensublarına bazı eyyam-ı mübarekede okunması için bir zaman size de göndermek hakkınız var. İnşâAllâh bir zaman sonra size gönderilecek. Bazı kelimelerini tercüme ve bir kısım kayıdlarını tefhim için, vakit bulsam gayet kısa Hâşiye gibi bir şeyi yazacağım.

Umum kardeşlerime ve hizmet-i Kur'aniyede bütün arkadaşlarıma hasret ve iştiyâk ile binler selâm.

Dualarınıza muhtaç

SAÎD NURSÎ

En sevdiğiniz ilahileri, klipleri, ezgileri, türküleri dinleyebilirsiniz. Media Merkezimize aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz ( NuR GüL )  

Üye olmadığınız için burdaki resmi veya linki göremiyorsunuz . . . Lütfen Üye Olun veya Üye Girişi Yapın

    çilem

  • Aktif Üye
  • Mesaj: 449
  • Konu: 1
  • Ver.Tşk : 0
  • Al.Tşk : 7
  • Nerden: izmir
  • Çevrimdışı
Kastamonu Lahikası -B-
« Yanıtla #1 : 14 Mayıs 2010, 01:20:31 »

Kastamonu Lahikası -B-
RABBIM SENDEN RAZI OLSUN aminxl aminxl aminxl gulverxl



    nur_gul

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 5463
  • Konu: 933
  • Ver.Tşk : 465
  • Al.Tşk : 562
  • konusmak ihtiyac olabailir;ama susmak bir sanattir
  • Çevrimiçi
Kastamonu Lahikası -B-
« Yanıtla #2 : 14 Mayıs 2010, 01:45:26 »

Kastamonu Lahikası -B-
ecmainn  olsun insAllâh okuyan gozlerine saglik  bacim  acilangulxl



    gul_sultan

  • Daimi Üye
  • Mesaj: 773
  • Konu: 118
  • Ver.Tşk : 9
  • Al.Tşk : 32
  • Çevrimdışı
Kastamonu Lahikası -B-
« Yanıtla #3 : 14 Mayıs 2010, 21:22:16 »

Kastamonu Lahikası -B-
Allâh razi olsun  insAllâh  1gulxl


Üye olmadığınız için burdaki resmi veya linki göremiyorsunuz . . . Lütfen Üye Olun veya Üye Girişi Yapın

    nur_gul

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 5463
  • Konu: 933
  • Ver.Tşk : 465
  • Al.Tşk : 562
  • konusmak ihtiyac olabailir;ama susmak bir sanattir
  • Çevrimiçi
Kastamonu Lahikası -B-
« Yanıtla #4 : 23 Mayıs 2010, 01:09:03 »

Kastamonu Lahikası -B-
Aziz Kardeşlerim!

Sizlere her gün birer uzun mektub yazmak hakkınız var iken, maatteessüf üç seneden beri size göndermek için yazdığım bir mektub şimdiye kadar bekliyor, eski sakomun cebinde duruyor. Demek Risale-i Nur, ehl-i dünya dinsizlerine çok dehşet vermiş ki, dünyalarına karışmadığım halde bu tazyikatı yapıyorlar. Her ne ise... Hiç unutmadığım sebatkâr ciddî kardeşlerime, hususan ikinci vatanım Barla'daki vefadar sıddıklara pek çok selâm ve dua ederim.

Binler hasret ve iştiyakla sizleri düşünen ve her yirmidört saatte belki yüz defa dua ile tahattur eden ve duanıza muhtaç olan

Said Nursî

* * *

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ

Ey Fedakâr Kardeşlerim!

Sizinle dört-beş kelime konuşacağım:

Birincisi: Bu defaki mektubunuzun verdiği şevk ve sürur ile derim ki: Ben, hizmet-i Kur'aniyedeki tam sadakat ve gayret ve sebat ve metanetinizi gördükten sonra tam bir istirahat-ı kalb ile mevti ve eceli kabul eder, "Arkamda siz varsınız, yeter" diyerek dünyadan sürurla vedaya hazırım.

İkincisi: Burada Âyet-ül Kübra'nın birinci tebyizi, aynen bir sene sonra, oradaki birinci tebyiz gibi, Âyet-ül Kübra'nın namına tevafuku var. İki tevafukun tetabuku, tesadüfe havalesi imkânsız bir keyfiyet olmakla.. kalemi, zülfikar-misal zâtın kalemiyle otuzüç kelime-i tevhidin tevafukundaki gaybî imzayı cidden tenvir ve tasdik eder.

Üçüncüsü: Hatırımdan çıkmayan Hafız Tevfik ve kardeşi Risale-i Nur'a hizmetleri büyüktür.fazla bir ihtiyat cihetinde çekinmesi, kuvvetle ümit ederim ki, zâhiridir ve kalben sadakattan devam ederler.

.....................................................................................

Dördüncüsü: Ben, üç senedir burada herşeyden tecrid edildim. Tahammülsüz tazyik altında bulunduğumdan, sizin ile muhabere edemedim. Burada emsalsiz bir evham hükmediyor. Mümkün olduğu kadar, Eşrat-üs Saat buradan gönderildiğini demeyiniz. Belki, onun bir eseridir, başka yerden elimize geçmiş deyiniz.

بِاسْمِهِ مَنْ تُسَبِّحُ لَهُ السَّموَاتُ السَّبْعُ وَاْلاَرْضُ وَمَنْ فِيهِنَّ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ

Aziz ve Vefadar ve Fedakâr, Sadık Kardeşlerim!

Bu def'a çok kıymetdar ve fevkalme'mul hediyenizden küçücük üç-dört mes'ele hatıra geldi:

Birincisi: Üçüncü Keramet-i Aleviye'de, risalelerde yalnız iki zeyl vardır demesi, risale şekline girmiş olan zeyillere zeyl diyor. Sair zeyiller ise; hâtimeler, ilâveler, Hâşiyeler hükmünde görmüştür.

İkincisi: İki Âyet-ül Kübra'nın vird-i ekberinde -hatırıma gelmediği halde- ehemmiyetli kısımlarını Yirminci Mektub ile Otuzikinci Söz, bana ihtiyaç bırakmayacak derecede beyan ve tercüme ettiklerinden, niyet ve va'dettiğim halde tercümesinde istihdam edilmedim.

Üçüncüsü: Risale-i Nur'un benden ayrılması ve ben de daire-i tenviriyesinden uzak düştüğümden, bu havali ve Eskişehir gibi sair yerleri de onun ehemmiyetli ve lüzumlu bir kısım hakikatlarından hissedar etmek için, inayet-i İlahiye, yeni yazılıyor gibi- tekrar ile o kısım hakikatların, fakat letafetli başka tarzlarda izah edilmelerinde âdeta ihtiyarım olmadan beni istimal ettiğini bildim, çok şükrettim.

Bu def'a hediyelerinize mukabil elimden gelseydi yalnız maddî fiatına göre herbir risaleye on lira ve Yirmibeşinci Söz'e yirmibeş altun belki elmas ve Yirmidokuzuncu Söz'e yirmidokuz yakut verirdim. Öyle ise, verilmiş gibi kabul ediniz.

Evet, tevafukta muvaffakıyetli olan kalem-i Alevî, Keramet-i Aleviye'ye göze görünür güzel bir delil göstermiş. Yüzbin mâşâAllâh. Hüsrev'in çok şirin ve fevkalâde yazdığı Hastalar Lem'ası ile Esma-i Sitte Lem'ası, benim nazarımda elmasla yaldızlı yazılan ve onlar kadar uzun iki mektub- sadakatmedar hükmünde bana göründü; Risale-i Nur'a çok ehemmiyetli hizmetlerini göz yaşıyla hatırlattı ve Firdevsî hediyenizdeki risalelerin harfleri adedince, Cenab-ı Erhamürrâhi-mîn sizlere rahmet, bereket, saadet ihsan eylesin. âmîn.

Yorulmaz ve usanmaz ciddî, samimî Kardeş! Tevafukta muvaffakıyetli kalemin ile yazılan İ'caz-ı Kur'an'ın âhirinde senin hakkında اَللَّهُمَّ وَ فِّقْهُ فِى خِدْمَةِ الْقُرْاَنِ وَ اْلاِيمَانِ olan dua, bu defa şübhem kalmadı ki, tam kabul olmuş.

Umum kardeşlere birer birer selâm.

Said Nursi

* * *

بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفِ رَسَائِلُ النُّررِ وَمَعَانِيهَا الْمُتَمَثِّلَةِ فِى الْهَوَاءِ وَ فِى اْلاَفْهَامِ اِلَى يَوْمِ الْقِيَامِ

Aziz, Sıddık ve Sadık Kardeşlerim!

Bu def'a pek çok alâkadar olduğum zâtların dört aded mektubları beni o kadar mesrur etti ve Risale-i Nur hesabına o kadar memnun eyledi ki; güya yeniden o kahraman arkadaşları buldum diye sürur yaşları çok hüzünlerimi sildi. Evet dört mektuba dört cevab yazmak isterim ve hakkınızdır; fakat samimî ittihadınıza binaen bire iktifa edildi. Ayrı ayrı beş-altı küçük mes'eleleri beyan ediyorum:

Birincisi: Eskiden beri, îman kurtarmak zamanıdır dediğimiz ve ihtiyarım olmadan tekrar ile erkân-ı îmaniyeye dair bürhanlardan tahşidat-ı azîmeyi yaptığımız, çok haklı ve lüzumlu olduğunu zaman gösterdi. Size bir ay evvel, manevî bir muhaverede, Risale-i Nur'un azîm tahşidatına dair gaybdan gelen bir cevabı yazmıştım. Bazı zatlar o fıkrayı Âyet-ül Kübra Risalesi'nin âhirine ilhak ettiler.

İkincisi: Şamlı Tevfik Kardeş! Senin mektubun beni derinden derine hem müteessir hem müferrah eyledi. Sende bir hayırlı tahavvülât bulunduğunu ihsas etti.

Merhum Hâfız Ahmed'in akrabasına benim tarafımdan taziye ile beraber de ki: Bir-iki ay evvel -birdenbire- dua ederken, en has akraba ve en hâlis talebelerin dairesine Hâfız Ahmed girdi: "Benim de bu dairede hakkım var" dedi gibi hissettim. Onu o has daire içinde, her vakit manevî kazançlarıma hissedar olmak için bıraktım ve öyle de kalacak inşâAllâh. Ve anladım ki; ikiniz bidayeten, beraber Risale-i Nur'a hizmetiniz içindir.

Ve Barla'da bütün dostlara selâm.

Üçüncüsü: Sabri kardeş! Kıymetdar Hulusi'nin mektubu hem Hulusi'nin, hem Beşinci Şua'ın ehemmiyetini ve kıymetlerini gösterdiğinden çok beğendim.

Evet Beşinci Şua, umumun ve bilhassa ehl-i ilmin îmanlarını tashih edip kurtarıyor.

Hem sen, hem Hüsrev, Halil İbrahim'den bahsediyorsunuz. O zât, Risale-i Nur'un ehemmiyetli bir talebesi ve iktidarlı bir naşiridir, hem haslardandır. Sâbık hâdisemizden tam bir ihtiyat ve ciddî bir alâkadarlık dersini aldığı kanaatındayım. Selâmımı ona ve rüfekasına tebliğ ediniz.

Dördüncüsü: Hüsrev kardeş! Senin mektubun, benim meraklarıma (Hasan, ve Mustafa'lar gibi) bir şifa ve arzularıma bir deva (Mu'cizat-ı Ahmediye gibi) ve ümidlerime bir ziya (Re'fet, Konyalı Sabri gibi) hükmüne geçti.

Hem Risale-i Nur'un muhterem bir talebesi ve has dairesinde bulunan âhiret hemşirem validenizin hastalığı ve ihtiyarlığı seni Isparta'ya celbi hayırdır. Elbette sen ona, Hastalar ve İhtiyarlar Risalelerini okumuşsun. O risaleler, benim bedelime onun keyfini sorup teselli versinler.

Sadakatta imtiyazlı namdar Rüştü ile Şükrü'nün ticarette iştirakleri hayırlıdır.

Ben, onları dua ile çok tahattur ediyorum.

Onları unutamıyorum. Umum kardeşlerime birer birer selâm ve dua ediyorum.

Said Nursî




    nur_gul

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 5463
  • Konu: 933
  • Ver.Tşk : 465
  • Al.Tşk : 562
  • konusmak ihtiyac olabailir;ama susmak bir sanattir
  • Çevrimiçi
Kastamonu Lahikası -B-
« Yanıtla #5 : 23 Mayıs 2010, 01:10:48 »

Kastamonu Lahikası -B-

بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ

اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حَاصِلِ ضَرْبِ عَاشِرَاتِ دَقَآئِقِ رَمَضَانَ فِى حُرُوفِ مَا كَتَبْتُمْ مِنَ الرَّسَآئِلِ


Aziz, Sıddık Kardeşlerim!

Hem mübarek Ramazanınızı, hem inşâAllâh hakkınızda bin ay kadar meyvedar Leyle-i Kadrinizi, hem saadetli bayramınızı, hem çok kıymetdar hizmetinizi bütün ruhumla tebrik ve tes'id ederim.

Kardeşlerim! Bu defa kudsî kalemle hediyeleriniz o kadar beni minnetdar ve mesrur etti ki, güya dünyayı ışıklandıracak bir nur fabrikası ve mazi ve istikbali rayiha-i tayyibesiyle muattar edecek bir gül fabrikası semadan bizim imdadımıza gönderilmiş ve benim arkamda kuvvet-üz zahr olarak duruyor ve mütemadiyen çalışıyorlar diye mesrur yüzbinler elhamdülillah.

Sabri kardeş! Senin fâsılalı iki mektubun, hizmetinin makbuliyetine iki şahid-i gaybî gösterdi. Senin tabirin ile Nur fabrikasına ben de اَلْفُ اَلْفِ مَاشَأَللَّهُ بَارَكَ اللَّهُ وَفَّقَكَ اللَّهُ derim. Sen ile Sıddık Süleyman, benim nazarımda ve fikrimde ve duamda daima beraber bulunduğunuzdan, senin ile konuştuğum vakit, omuz omuza ikinizi beraber görüyorum. Masum ve mübarek çocuklarınız duadan hissedardırlar.

Hâfız Ali kardeş! Senin mektubundaki tevazuun ve ihlasın ve Hüsrev'e ait medhin ve Risale-i Nur talebeleri bir tek vücud hükmündeki kanaatın, senin hakkında büyük bir ümidimi ve hüsn-ü zannımı tam kuvvetlendirdi. Risale-i Nur'un iki Lütfü'leri ve Mustafa'ları ve Hâfız Ali'leri, Küçük Sabri olan Nureddin ile beraber has talebeler dairesinde, Ramazan feyzine, mânevî kazançlara inşâAllâh hissedar kâbul edildi. Her bir sahifelerini birer kıymetdar hediye hükmünde olan nüshaların yüzünden, ben sana çok hem pek çok borçlu kaldım.

Hüsrev kardeş! Kasem ederim benim elimden gelseydi, yalnız bu defa altun yaldızla yazdığın Mu'cizat-ı Ahmediyey(Hâşiye) mukabil herbir sahifesine, yalnız maddî bir ücret olarak birer altun hediye edecektim. Hakikaten ebedî bir gül fabrikasına kâtib tâyin edildiğinize kanaatım kat'iyet kesbetti. Rabb-ı Rahîm'e hadsiz hamd ü senâ olsun. Tasavvurumda Hüsrev, Rüşdü bir tek isim gibi olmuş. İkinizi, Risale-i Nur'a ait herşeyde beraber biliyorum ve buluyorum. Size اَوَمَنْ كَانَ مَيْتًا âyetine ait ve birden hatıra gelen ve Sabri'nin iki mektubunun daha gelmeden- manevî tesiriyle yazılan bir tetimmeyi gönderdim. bir derece mahremdir, has ve eminlere mahsustur. Şamlı Tevfik, Âyet-ül Kübra Şua'ını, Hâfız Ali'nin otuzüç لآَاِلَهَ اِلاَّاللَّهُile tevafuklu tarzda bana yazsa iyi olur. Kardeşlerime birer birer selâm.

Duanıza muhtaç

Said Nursî




    nur_gul

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 5463
  • Konu: 933
  • Ver.Tşk : 465
  • Al.Tşk : 562
  • konusmak ihtiyac olabailir;ama susmak bir sanattir
  • Çevrimiçi
Kastamonu Lahikası -B-
« Yanıtla #6 : 23 Mayıs 2010, 01:12:19 »

Kastamonu Lahikası -B-
Azîz kardeşlerime!

Temadî eden tahribat-ı mânevi'ye karşısında -lillahilhamd- gittikçe Risale-i Nur'un mu'cizane mukavemeti ve satveti ve kıymeti tezayüd ediyor. Dâlaletin temel taşı ve nokta-i istinadı olan tabiat tâgutunu dağıtıp, Kur'an elinde bir elmas kılınç olarak her tarafta nurları saçar, zulümatı dağıtır. Fakat dalaletlerin enva'ı çoktur. O nisbette risalelerin dahi ayrı ayrı meziyetleri, ehemmiyetleri var. Eğer kolay ise, Tabiat Lem'asını da bize gönderiniz.

Umumunuza binler selak, makbul dualarınızdan çok istifade eden ve halis dualara çok muhtaç kardeşiniz

Said Nursi



Emin'le Feyzi'nin imzası altında şu cevab evvelce size gelen fıkralarının âhirindeki cevabın tetimmesidir. Size onlar gönderiyor.

Sual: Bize verdiğiniz cevabda diyorsunuz: "Siyasî geniş daireleri merak ile takib eden, küçük daireler içindeki vazifelerinde zarar eder." Bunun izahını istiyoruz?

Elcevab: Üstadımız diyor ki:

Evet bu zamanda merak ile, radyo vasıtasıyla, ciddî alâkadarane küre-i arzdaki boğuşmalara merak edip bakanlar, dikkat edenler, maddî ve mânevî pek çok zararları vardır. Ya aklını dağıtır manevî bir divane olur, ya kalbini dağıtır mânevî bir dinsiz olur, ya fikrini dağıtır mânevî bir ecnebî olur.

Evet ben kendim gördüm: lüzumsuz bir merak ile, mütedeyyin iken âmi bir adam ,beride ilme mensubiyeti varken-eskiden beri İslâm düşmanı olan bir kâfirin mağlubiyetiyle ağlamak derecesinde bir mahzuniyet ve Âl-i Beytden Seyyidler Cemaatinin bir kâfire karşı mağlubiyetinden mesruriyetini gördüm. Böyle âmî bir adamın, alâkasız bir geniş daire-i siyaset hâtırı için, böyle kâfir bir düşmanı mücahid bir seyyide tercih etmek, acaba divaneliğin ve aklı dağıtmaklığın en acib bir misali değil midir?

Evet hâricî siyaset memurları ve erkân-ı harbler ve kumandanlara bir derece vazifece münasebeti bulunan siyasetin geniş dairelerine ait mesaili; basit fikirli ve idare-i ruhiye ve dîniyesine ve şahsiyesine ve beytiyesine ve karyesine ait lüzumlu vazifesini geri bıraktırmakla, onları meraklandırıp ruhlarını serseri, akıllarını geveze ve kalblerini de hakaik-i îmaniye ve İslâmiyeye ait zevklerini, şevklerini kırıp havalandırmak ve o kalbleri serseri etmek ve manen öldürmek ile dinsizliğe yer ihzar etmek tarzında, kemal-i merak ile onlara göre mâlâyâni ve lüzumsuz mesail-i siyasiyeyi radyo ile ders verip dinlettirmek, hayat-ı içtimaiye-i İslâmiyeye öyle bir zarardır ki; ileride vereceği neticeleri düşündükçe tüyler ürperir.

Evet herbir adam vatanla, milletle, hükûmetiyle alâkadardır. fakat bu alâkadarlık, muvakkat cereyanlara kapılıp millet vatan, hükûmetin menfaatini bazı şahısların muvakkat siyasetlerine tâbi' etmek, belki aynını telâkki etmek çok yanlış olmakla beraber; o vatanperverlik, milletperverlik hissinden ve vazifesinden herkese düşen vazife bir ise, kendi kalb ve ruhundan, idare-i şahsiye ve diniye ve hâkeza: Çok dairelerden hakikî vazifedar olduğu hizmet ve alâka ve merak on, yirmi belki yüz'dür. Bu ciddî ve lüzumlu bu kadar çok alâkaların zararına olarak, o bir tek lüzumsuz ve ona göre mâlâyâni olan siyaset cereyanlarına feda etmek, divanelik değil de nedir?

Üstadımızın bize gayet acele ile verdiği cevabı bu kadar. Biz de, o acele ifadeyi acele kaydettik, kusura bakmayınız.

Biz de, bütün kuvvetimizle bunu tasdik ediyoruz. Çünki bunu kendimizde ve gördüğümüz dostlarımızda tecrübelerle müşahede ettik. Hattâ çokları meraklarından, cemaati belki de namazı terkeder derecede ifratla, tam namaz vaktinde konuşan radyoyu dinleyip, mimsiz medeniyetin sefahet ve dalâlet ve İslâm'a ettiği ihanet cezası olarak mütemadiyen başına gelen tokadlara ve boğuşmalarına ve geniş siyaset dairelerine alâkadârâne dikkat etmekle; ve nefesi zehirli şahıslardan radyoda ders almak, kudsî ve mühim vazifelerine de tam zarar ediyorlar.

Risale-i Nur şakirdlerinden

Emin,

(R.H.)

Salahaddin'in bir fırkasıdır.

(Otuzbirinci ve Otuzikinci âyetlerin Risale-i Nur'a işaretlerini istihrac etmeğemuvaffak olan Ahmed Nazif ve oğlu Salâhaddin, Risale-i Nur'un ehemmiyetlişâkirdlerinden olduğundan, Salâhaddin'in şu fıkrası, Yirmiyedinci Mektub'unfıkraları içine girmeye lâyıktır.)

Salahaddin diyor ki; Bin üçyüz ellisekiz senesi Danzig'den çıkan birkıvılcım Avrupa içerisine sür'atle yayılarak büyük bir yangın halinialdığından, bütün milletler seferî vaziyetinde bulunduğundan Türkiye dekısmî seferberlik yaptı, 1359'da 27,28,29 doğumluları silâh altına aldı. Bumeyanda, Risalse-i Nur talebelerinden Mehmed Feyzi ve ben gibi çok talebeler de, bir hikmete binâen askere alınmıştı. Üstadımız, yalnız altı-yedi ay kadar,Risale-i Nur'un intişarı hususunda başka muhitte bulunmamız icab ettiğinden, kalb,fikir ve avucunu Cenâb-ı Hakk'ın rahmetine açtığı mânenanlaşıldığından, bu duasının kabûlü Risale-i Nur'un mühim bir mkerametineticesi olarak başka muhite askerlik vazifesi içinde, Risale-i Nur'a hizmet içingönderildik. Altı-yedi ay sonra, Feyzi ve Salâhaddin vazife-i neşri yaptıktan sonra,mezkûr kur'aların en tehlikeli bir zamanda Alman orduları Romanya'yı işgal,Bulgaristan'ı tazyik, İtalya da Yunanistan'la harbettiği bir sırada, terhisleriyle, okeramet anlaşılmıştır. (Hâşiye)

Hem Salâhadddin emsalinden bir ay sonra ordudan sevkedilmesi, İneboludaemsalleriyle beraber bulunmadığı memleket halkından bazı kimselerin gözünebatarak, müteaddit ihbaratta bulunmaları üzerine, askerlik şubesi tarafından reis,polis vasıtasiyle babasını şubeye celb ile oğlunun nerede olduğu sorulduğunda,oğlundan bir gün evvel gelen telgrafı göstererek, İzmit Deniz Alayı'na mürettebolduğunu ve oğlunun kasden gitmediği, bir ay ticarete gittiği anlaşılmasiyle,babası Ahmed Nazif serbest bırakılmasıdır.

Hem mâdem direğine yazılıp askerlikleri tehir edilenler içinde, her günbenimle görüşen kâtib bir arkadaşım, beni unutup kaydetmediği, sonra da o teciledilenler hem askere alındığı hem de fena nazariyle bakıldığı veSalâhaddin o zarardan kurtulmasıdır.

Hem Salâhaddin'in müretteb olduğu alaya, onbeaş gün geç iltihak etmesindendolayı bir ceza verilmeden ve hiçbir tavsiyeye muhtaç kalmadan alay yazıcısıolarak alınması, hem terhisleri zamanında bakayaların üç gün dahi olsa,mahkemeye verildiği halde, kendisinin bir ay bakayalığı olduğu halde, bir cezagörmeden terhis ve alay kumandanı ve yâverinin teessüründen gözleri yaşararakayrılışı, Risale-i Nur'a ait bir keramet olduğuna bizce kat'î kanaat gelmiştir.

Hem bir vakit Tosya'dan Kastamonu'ya gelirken, beraberimde Risale-i Nur'un Lem'a ve Şuâlar'ı vardı. Haşre ait bir mebhas okuyordum.Kamyon yokuşları tırmanıyordu. Havanın ve makinenin harareti bana ağırlıkve fikrime de«Bu Risale-i Nur muazzam bir mu'cize-i Kur'aniyedir. Başka sahada mu'cizegösterebilir mi? Halbuki mu'cize, Enbiye Aleyhimüsselâm'a mahsustur. Resûl-i EkremAleyhissalâtü Vesselâm'dan sonra mu'cize gösterilmeyecektir» mülâhazasıesnâsında kamyon müdhiş sadmelerle üç takla, yirmibeş-otuz metre yerdenaşağı yuvarlandık. Şehadet getiriyordum. Yaralımıyım diye kendimiyokladım. Yüzbin şükür hiç bir yaram yok. Korkarak doğruldum, şoförünkafası gözü parçalanmış, «ah, of» çekiyor. Etrafımı tetkik ettim;şoför tarafındaki kapı ve camlar hurdahaş olmuş. Benim tarafımdaki ince cambile kırılmamış. O anda bunun büyük bir keramet olduğunu, mu'cizeolmadığını ve bu daha böyle mâcerâlı şeyleri tefekkür etmemek içinkerâmetkarâne gaybî bir tokat olduğunu anladım.

Risale-iNur Şakirtlerinden

Salahaddin


(Hâşiye): Buradaki Haşiyeyi Üstadımız kalemiyle işaretliyerekçıkartmıştır. (Nâşir)

Feyzi'nin yediği Şefkat tokadıdır.

Üstadım bana kardeşim Husrev Efendi tarzında Mu'cizat-ı Ahmediye Risalesi'niyazdırıyordu. Ben -yâni Feyzi- bir parça tenbellik ettim. Birden, 28'lilerle askereistenildim. Üstadım dedi: «Git, mu'cizat-ı Ahmediye'yi yaz, seni şimdivermiyeceğim.» Başladım. O emir bir hafta geri kaldı. Tekrar bir ârıza ile yazınoksan kaldı. Tekrar askere çağırıldım. Yine Üstadım: «Git yaz!».Ciddî çalışmaya başladım. Fevkalme'mul, yine emir geri kaldı. Bir hafta sonra,tekrar bir mazerete binâen yazıyı bıraktım. Üstadım dedi: «Senin şimdivazifen Risale-i Nur noktasında askerliktedir.» Birden emir geldi, bir şefkat tokadıyeyip vazifeme gönderildim.

Cenâb-ı Hakk'a şükür Risale-i Nur'a alâkadar-it-tâka (Hâşiye)çalıştım ve çalıştırıldım. Üstadımız bize söyledi gibi yedi ay sonra terhis edilip Üstadımıza ulaştım. İnşâAllâh bu kabahatimde afvolmuştur.

Risale-i Nur'u, hem bizi hizmet-i Kur'aniyede sebkat eden Husrev, Hâfız Ali,Rüştü, Sabri gibi hâlis, sıddık, metin, çalışkan kardeşlerimi şefi' tutarakafvımı Üstadımdan isterim. Evet ben itiraz ediyorum ki, tenbelliğimin neticesi olarakbu şefkat tokadını yedim.





 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
403 Gösterim
Son İleti 28 Mart 2010, 05:53:40
Gönderen: nur_gul
1 Yanıt
742 Gösterim
Son İleti 27 Şubat 2010, 23:58:37
Gönderen: nur_gul
0 Yanıt
38 Gösterim
Son İleti 13 Mayıs 2010, 23:35:02
Gönderen: nur_gul
3 Yanıt
57 Gösterim
Son İleti 14 Mayıs 2010, 01:22:40
Gönderen: çilem
6 Yanıt
80 Gösterim
Son İleti 18 Mayıs 2010, 23:32:21
Gönderen: nur_gul

Kastamonu Lahikası -B- - Wuslata Hasret | Hizmet Yolu