Hz. ALİ (r.a)

Resulullah'in amcasinin oglu, damadi, dördüncü halife. Babasi Ebû Talib, annesi Kureys'ten Fâtima binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir. Künyesi Ebu'i Hasan ve Ebû Tûrab (topragin babasi), lâkabi Haydar; ünvani Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrica 'Allah'in Arslani' ünvaniyla da anilir.

A A A A
Gönderen Konu: Hz. ALİ (r.a)  (Okunma sayısı 1099 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

    zelal

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4728
  • Konu: 1072
  • Ver.TÅŸk : 927
  • Al.TÅŸk : 974
  • Hala çocuklar gibi aÄŸlıyorum.
  • Çevrimdışı
Hz. ALİ (r.a)
« : 13 AÄŸustos 2008, 13:06:27 »

Hz. ALİ (r.a)
Resulullah'in amcasinin oglu, damadi, dördüncü halife. Babasi Ebû
Talib, annesi Kureys'ten Fâtima binti Esed, dedesi Abdulmuttalib'tir.
Künyesi Ebu'i Hasan ve Ebû Tûrab (topragin babasi), lâkabi Haydar;
ünvani Emîru'l-Mü'minin'dir. Ayrica 'Allâh'in Arslani' ünvaniyla da
anilir.

Hz. Ali küçük yasindan beri Resulullah'in yaninda büyüdü. On
yasinda islâm'i kabul ettigi bilinmektedir. Hz. Hatice'den sonra
müslümanligi ilk kabul eden odur. Hz. Peygamber ile Hz. Hatice'yi bir
gün ibadet ederken gören Hz. Ali'ye Peygamberimiz sirkin
kötülügünü, tevhidin manasini anlattiginda Hz. Ali hemen
müslüman olmustu. Mekke döneminde her zaman Resulullah'in
yanindaydi. Kâbe'deki putlari kirmasini söyle anlatir: "Bir gün
Resul-u Ekrem ile Kâbe'ye gittik. Resul-u Ekrem omuzuma çikmak
istedi. Kalkmak istedigim zaman kalkamiyacagimi anladi, omuzumdan indi,
beni omuzuna çikardi ve ayaga kalkti. Kendimi istesem ufuklari tutacak
saniyordum. Kâbe'nin üzerinde bir put vardi, onu sagdan soldan ittim.
Put düstü, parça parça oldu. Resulullah'in omuzlarindan indim.
ikimiz geri döndük." (Ahmed b. Hanbel, Müsned, I, 384).


Resul-u Ekrem, en yakin akrabasini uyarmak ve hakki teblig etmek
hususunda Allâh'u Teâlâ'dan emir alinca onlari Safa tepesinde
toplayip ilâhî emirleri teblig edince, Kureys müsrikleri onunla alay
etmisti. ikinci toplantiyi yapmasini Hz. Ali (r.a.)'ye birakti, Ali de
bir ziyafet hazirlayarak Hasimogullarini davet etti. Resulullah
yemekten sonra: "Ey Abdülmuttalibogullari, ben özellikle size ve
bütün insanlara gönderilmis bulunuyorum.


Içinizden hanginiz benim kardesim ve dostum olarak bana bey'at edecek"
dedi. Yalniz Ali (r.a.) kalkti ve orada Resulullah'a onun istedigi
sözlerle bey'at etti. Bunun üzerine Resul-u Ekrem, "Kardesimsin ve
vezirimsin " diyerek Hz. Ali'yi taltif etti.

Sitemizde daha huzurlu bir ortam için lütfen Forum Kurallarına uyalım... Forum kurallarını hala okumadıysanız aÅŸağıdaki linki inceleyin ( Zelal )  

Üye olmadığınız için burdaki resmi veya linki göremiyorsunuz . . . Lütfen Üye Olun veya Üye Girişi Yapın

    zelal

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4728
  • Konu: 1072
  • Ver.TÅŸk : 927
  • Al.TÅŸk : 974
  • Hala çocuklar gibi aÄŸlıyorum.
  • Çevrimdışı
Ynt: Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #1 : 13 AÄŸustos 2008, 13:10:12 »

Hz. ALİ (r.a)
Hz. Peygamber hicret etmeden önce elinde bulunan emanetleri,
sahiplerine verilmek üzere Ali'ye birakti ve o gece Hz. Ali,
Resulullah'in yatagini da yatarak müsrikleri sasirtti. Böylece Hz.
Ali, Hz. Peygamber'i öldürmeye gelen müsrikleri oyalayarak onun
yerine hayatini tehlikeye atmis, bu suretle Peygamber'e hicreti
sirasinda zaman kazandirmistir. Hz. Ali, Peygamberimiz'in kendisine
biraktigi emanetleri sahiplerine verdikten sonra Medine'ye hicret etti.
Medine'de de Hz. Peygamber'in devamli yaninda bulundu, bütün cihat
harekâtlarina katildi, Uhud'da gâzî oldu. Bedir'de sancaktardi. Ayni
zamanda kesif kolunun basindaydi; hakim noktalari tesbit ederek Hz.
Peygamber'e bildirdi. Bu mevkiler isgal edilerek, Bedir'de önemli bir
savas harekâtini basariya ulastirdi. Bedir gazasinin baslamasindan
önce, Kureysliler'le teke tek dövüsen üç kisiden biriydi. Bu
dögüste, hasmi Velid b. Mugire'yi kilici ile öldürdügü gibi, Hz.
Ebû Ubeyde zor durumdayken yardimina kostu ve onun hasmini da
öldürdü. Kendisine "Allâh'in Arslani" lâkabi ve Bedir
ganimetlerinden bir kiliç, bir kalkan ve bir de deve verildi.


Hz. Ali, Bedir savasindan sonra Hz. Peygamber'in kizi Hz. Fâtima ile
evlendi. Nikâhini Hz. Peygamber kiydi. O zamana kadar Resulullah'la
oturan Hz. Ali nikâhtan sonra ayri bir eve tasindi. Hz. Ali'nin, Hz.
Fâtima'dan üç oglu, iki kizi dünyaya geldi. Hicret'in üçüncü
yilinda Uhud savasinda, müslüman okçularin hatasi yüzünden
müsrikler müslümanlarin üzerine saldirmislar ve Hz. Peygamber de
yaralanarak bir hendege düsmüs ve düsman onun öldügünü yaymisti.
Halbuki o sirada dögüse dögüse gerileyen Hz. Ali, Hz. Peygamber'in
içine düstügü hendege ulasarak, onu korumaya almisti. Iki tarafin
da kazanamadigi bu savasta Hz. Ali birçok yerinden yaralanarak gazi
oldu.




    zelal

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4728
  • Konu: 1072
  • Ver.TÅŸk : 927
  • Al.TÅŸk : 974
  • Hala çocuklar gibi aÄŸlıyorum.
  • Çevrimdışı
Ynt: Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #2 : 13 AÄŸustos 2008, 13:19:04 »

Hz. ALİ (r.a)
Uhud savasindan sonra Hz. Ali "Benu Nadr" Yahudilerinin hainlikleri
üzerine bu kabile ile yapilan savasi bizzat idare etti. Bütün
çarpismalarda Hz. Ali kahramanca dögüsmüs ve müsriklerin en meshur
savasçilarini öldürmüstür. Hudeybiye barisinda sulh sartlarinin
yazilmasinda o memur edildi. Hz. Ali, sulhnameyi yazmaya söyle
basladi: "Bismillâhirrahmânirrahîm . Muhammed Resulullah...." Ancak
müsrikler bu ifadeye itiraz ettiler. Hz. Peygamber, "Resulullah"
yerine "Muhammed b. Abdullah" yazmasini Hz. Ali'ye söylemis fakat Hz.
Ali "Resulullah" ifadesinin yaziminda israr etmistir.


Hz. Ali Mekke'nin fethi sirasinda yine sancaktardi. "Keda" mevkiinden
Mekke'ye girdi. Mekke kan dökülmeden fethedildi. Hz. Peygamber ile
birlikte Kâbe'deki bütün putlari kirdilar.


Mekke'nin fethinden sonra Resulu Ekrem, Hâlid b. Velid'i Benu Huzeyme
kabilesine gönderdi. Bu kabile ya cehaleti, ya da bedevî
olmalarindan, "müslüman olduk" anlamindaki "eslemna" kelimesi yerine
"sabbena" dedigi için Hâlid b. Velid hiddetlendi ve onlarla harp
etti. Hz. Peygamber olayi duyunca çok üzüldü. Hz. Ali'yi bu hatayi
telâfi ile görevlendirdi. Hz. Ali Benu Huzeyme'ye giderek
öldürülenlerin diyetini ödeyip magdur olanlarin zararlarini telâfi
etmisti.


Huneyn gazasinda müslümanlar bir ara bozulup dagildilar. Sayilari
binleri buldugu halde içlerinden ancak birkaç kisi sabredip
dayanabildi. Hz. Ali bu savasta yalniz sabirla tahammül etmekle
kalmayarak gösterdigi yigitlik ve kumandanlikla islâm ordusunun kendi
safinda toparlanmasini sagladi.


Resulu Ekrem hicretin 9. yilinda Tebük seferine çikarken Hz. Ali'yi
ehl-i beytin muhafazasi için Medine'de birakti, ancak bu sefere
katilamadigi için müteessir oldu. Bunun üzerine Resulullah: "Musa'ya
göre Harun ne ise, sen bana karsi o olmak istemez misin?" dedi. Ali,
bu iltifattan çok memnun oldu.



    zelal

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4728
  • Konu: 1072
  • Ver.TÅŸk : 927
  • Al.TÅŸk : 974
  • Hala çocuklar gibi aÄŸlıyorum.
  • Çevrimdışı
Ynt: Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #3 : 13 AÄŸustos 2008, 13:20:52 »

Hz. ALİ (r.a)
Berae suresinin ayetleri nazil olunca, Resulullah Hz. Ali'yi Mekke'ye
gönderdi. Bu suretle hiçbir müsrikin artik Kâbe-i serîfi bundan
sonra haccedemeyecegini bildirdi.


bundan sonra haccedemeyecegini bildirdi. Yemen bölgesinin islâm'a
girmesi zordu. Görev yine Ali b. Ebi Talib'e verildi. Hz. Ali "Bu çok
güç bir is" dedi. Resulullah da "Ya Rabb, Ali'nin dili tercümani,
kalbi hidayet nurunun memba olsun" diye dua edince, Ali, siyah bir
bayrak alarak Yemen'e gitti, kisa süren irsadlari sayesinde Yemen'in
bütün Hemedan kabilesi müslüman oldu.


Hz. Peygamber'in vefati sirasinda, hücresinde bulunanlarin basinda
geliyordu. Hz. Ebu Bekir halife seçildigi sirada Hz. Ali Resulullah'in
hücresinde tekfin ile mesgul idi.


Hz. Ömer devrinde devletin bütün hukuk isleriyle ilgilenip adeta
islâm devletinin bas kadisi olarak görev yapti. Hz. Ömer'in
sehâdeti üzerine yine devlet baskanini seçmekle görevlendirilen
alti kisilik sûra heyetinde yer alip, bu alti kisiden en sona kalan
iki adaydan biri oldu.


Hz. Osman'in hilâfeti döneminde idarî tutumdan pek memnun olmamakla
birlikte islâm devletinin muhtelif vilâyetlerinden gelen sikayetleri
hep Hz. Osman'a bildirmis ve ona hâl çareleri teklif etmisti. Hz.
Osman'i muhasara edenleri uzlastirmak için elinden gelen gayreti
sarfetti.



    zelal

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4728
  • Konu: 1072
  • Ver.TÅŸk : 927
  • Al.TÅŸk : 974
  • Hala çocuklar gibi aÄŸlıyorum.
  • Çevrimdışı
Ynt: Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #4 : 13 AÄŸustos 2008, 13:21:59 »

Hz. ALİ (r.a)
Hz. Osman'in sehâdetinden sonra islâm'in ileri gelen sahsiyetleri ona
bey'at ettiler. Ancak onun bu dönemi Allâh'in bir takdiri olarak son
derece karisik bir dönem oldu. Hilâfete geçtiginde hâlledilmesi
gereken bir çok problemle karsi karsiya kaldi. Bu karisikliklar Cemel
ve Siffin gibi iç çatismalari dogurdu. islâm devleti bünyesindeki
bu ihtilâflari giderme konusunda büyük fedakârlik ve gayretler
gösterdi.


Nihayet, Kûfe'de 40/661 yilinda bir Hârici olan Abdurrahman b.
Mülcem tarafindan sabah namazina giderken yaralandi. Bu yaranin
etkisiyle sehid oldu.


Hz. Ali devamli olarak Hz. Peygamber (s.a.s.)'in yaninda bulundugu
için Tefsir, Hadîs ve Fikihta sahabenin ileri gelenlerindendir. Hatta
Resulullah'in tabiri ile "ilim beldesinin kapisi" olarak ümmetin en
bilgini idi. Hz. Peygamber yolunda insanlari hakka iletmek için
büyük gayretler sarfetmis ve hilâfet dönemi iç karisikliklarla
dolu olmasina ragmen islâm'in ögretilmesi ve ögrenilmesi hususunda
büyük katkilari olmustu.


Medine'de duruma hakim olup yönetimi tam olarak eline aldiktan sonra
ögretim için merkezde bir okul kurdu. Arapça gramerin ögretilmesini
Ebu Esved ed-Düeli'ye, Kur'an okutma ve ögretme isini Abdurrahman
esSülemi'ye, Tabiî ilimler konusunda ögretmenlik görevini Kümeyl
b. Ziyâd'a verdi. Arap edebiyati konusunda çalisma yapmak üzere de
Ubade b. esSamit, ve Ömer b. Seleme'yi görevlendirdi. Devlet
yönetimi ve hizmetlerini; maliye, ordu, tesrî ve kaza gibi
bölümlere ayirarak yürütüyordu. Malî isleri, dagitma ve toplama
diye iki kisma ayirmazdi.


Ümmetin malini ümmete dagitirken de son derece titiz davranirdi.
Kendisine bir pay ayirma noktasinda gayet dikkatli olup, kimsenin
hakkina tecavüz etmemekte de büyük bir örnek idi. Kendisini
Kûfe'de görenler, kisin sogugunda ince bir elbisenin altinda tir tir
titreyerek camiye gittigini aktarirlar. Devlet yönetici ve
memurlarinin nasil davranmalari gerektigi konusunda su yönetmeligi
hazirlamisti.




    zelal

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4728
  • Konu: 1072
  • Ver.TÅŸk : 927
  • Al.TÅŸk : 974
  • Hala çocuklar gibi aÄŸlıyorum.
  • Çevrimdışı
Ynt: Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #5 : 13 AÄŸustos 2008, 13:23:00 »

Hz. ALİ (r.a)
1. Halka karsi daima içinizde sevgi ve nezaket besleyin. Onlara bir
canavar gibi davranmayin ve onlari azarlamayin .


2. Müslüman olsun olmasin herkese ayni davranin. Müslümanlar
kardesleriniz, müslüman olmayanlar ise sizin gibi bir insandir.


3. Affetmekten utanmayin. Cezalandirmada acele etmeyin. Emriniz altinda
bulunanlarin hatalari karsisinda hemen öfkelenip kendinizi kaybetmeyin
.


4. Taraf tutmayin, bazi insanlari kayirmayin. Bu tür davranislar sizi
zulme ve despotluga çeker.


5. Memurlarinizi seçerken zalim yöneticilere hizmet etmemis ve
devletin suçlarindan ve zulümlerinden sorumlu olmamis bulunmalarina
dikkat edin.


6. Dogru, dürüst ve nazik kisileri seçin ve çikar ummadan ve
korkmadan aci gerçekleri söyleyebilenleri tercih edin.


7. Atamalarda arastirma yapmayi ihmal etmeyin.


8. Haksiz kazanç ve ahlâksizliklara düsmemeleri için memurlariniza
yeterince maas ödeyin.


9. Memurlarinizin hareketlerini kontrol edin ve bunun için
güvendiginiz samimi kisileri kullanin.


10. Mektuplar ve müracaatlara bizzat kendiniz cevap verin.


11. Halkin güvenini kazanin ve onlarin iyiligini istediginize
kendilerini inandirin .


12. Hiç bir zaman vaadinizden ve sözünüzden dönmeyin.


13. Esnaf ve tüccara dikkat edin; onlara gereken önemi gösterin,
fakat ihtikâr, karaborsa ve mal yigmalarina izin vermeyin.


14. El islerine yardim edin; çünkü bu yoksullugu azaltir, hayat
standardini artirir.


15. Tarimla ugrasanlar devletin servet kaynagidir ve bir servet gibi
korunmalidir.


16. Kutsal görevinizin yoksul, sakat ve yetimlere bakmak oldugunu hiç
aklinizdan çikarmayin. Memurlariniz onlari incitmesin, onlara kötü
davranmasin. Onlara yardim edin, koruyun ve yardiminiza ihtiyaç
duyduklari her zaman huzurunuza çikmalarina engel olmayin .


17. Kan dökmekten kaçinin, islâm'in hükümlerine göre
öldürülmesi gerekmeyen kimseleri öldürmeyin.


Hz. Ali bütün bu emirleri kendi nefsinde eksiksiz uygulayan bir
halifeydi. Bes yillik halifeligi çok önemli olaylarla, savas ve
sikintilarla geçmisti. Fitnelere karsi sonuna kadar dogru yoldan
sabirla mücadele etmek istedi sonunda sehid oldu.


Hz. Ali Islâm'in bütün güzelliklerine vakifti. Çünkü o,
Resulullah'in daima yaninda bulunmustu. Vahiy kâtibiydi, hâfiz,
müfessir ve muhaddisti. Hz. Peygamber'den bes yüzden fazla hadis
rivayet etti. Ahkâmin nazariyatindan çok amelî keyfiyetine bakardi:
"Halka anladiklari hadisleri söyleyiniz. Allâh ile Peygamber'in tekzip
edilmesini ister misiniz?" (Buhârî, ilim) demistir.


Hz. Ali'nin, Hz. Fâtima'dan Hasan, Hüseyin, Muhsin adli ogullari ve
Zeynep, Ümmü Gülsüm adli kizlari oldu.


Hz. Ali âbid, kahraman, cesur, iyilikte yarisan, takva sahibi ve son
derece cömertti. Medine'de müslümanlarin durumu düzeldikten sonra,
Hz. Ali de bir hizmetçi almaya karar verip, Resulullah'a gitti.
Resulullah kiziyla damadinin arasina girerek: "Ben size hizmetçiden
daha hayirlisini haber vereyim. Yatarken otuzüç kere Allâhü ekber,
otuzüç kere Elhamdülillah, otuzüç kere de SubhanAllâh deyin"
buyurdu. Yine bir gün yiyecek çok az yemekleri olan Hz. Ali ile
ailesi sofraya oturduklari sirada kapilarina bir dilenci geldi, onlar
da yemegi dilenciye verdiler. Ertesi gün gelen bir yetime, üçüncü
gün gelen bir esire yemeklerini verdiler. Bu olay üç gün
sürdükten sonra su ayet-i kerime indi: "süphesiz en iyiler mizaci
kâfur olan bir tastan içerler. Allâh'in kullarinin tasira tasira
içecegi bir kaynak. Adagi yerine getirirler ve serri yaygin olan bir
günden korkarlar. içleri çektigi hâlde yiyecegi, miskine, yetime ve
esire yedirirler. 'Biz sizi ancak Allâh'in rizasi için doyuruyoruz,
sizden bir karsilik ve tesekkür beklemiyoruz. Dogrusu biz oldukça
asik suratli zorlu bir günden dolayi Rabbimizdan korkuyoruz' derler.
Allâh da bu günün serrinden onlari korur. Onlara parlaklik ve sevinç
verir." (Insan, 5/11)




    zelal

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4728
  • Konu: 1072
  • Ver.TÅŸk : 927
  • Al.TÅŸk : 974
  • Hala çocuklar gibi aÄŸlıyorum.
  • Çevrimdışı
Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #6 : 01 Mayıs 2009, 18:58:12 »

Hz. ALİ (r.a)
Hz. Ali'nin "Zülfikâr" adi verilen meshur bir kilici vardi. Kilicin
agzi iki çatalli idi ve Hz. Ali'ye Resulullah tarafindan hediye
edilmisti. Hz. Ali'nin cömertligi, insanîligi, Resulullah'a olan
yakinligiyla edindigi büyük manevî miras onu yüzyillardir halk
inançlarinda destani bir kisilige büründürmüstür. Bir gün onun
dört dirhemi vardi. Birini açiktan, birini gizliden birini gündüz,
birini de gece infak etti ve hakkinda su ayet-i kerime indi: "Mallarini
gece ve gündüz, gizli ve açik olarak infak edenler. Onlar için
Rabbleri katinda karsiliklari vardir ve üzülecek de degillerdir."
(el-Bakara, 2/274).


Hz. Ali'nin peygamberimizden rivayet ettigi bazi hadis-i serifler:
"Günah isleyen biri pisman olur, abdest alir namaz kilar ve günahi
için istigfar ederse Allâh'u Tealâ Nisâ suresinde 'Biri günah isler
veya kendine zulmeder sonra pisman olup Allâh'u Teâlâ'ya istigfar
ederse Allâh'u Teâlâ'yi çok merhametli ve af ve magfiret edici
bulur' buyurmaktadir."


"Üzerinde farz namaz borcu olan kimse, kazasini kilmadan nafile
kilarsa bos yere zahmet çekmis olur. Bu kimse, kazasini ödemedikçe
Allâh'u Teâlâ onun nafile namazlarini kabul etmez. "


"Malinizin zekâtini veriniz. Biliniz ki, zekâtini vermeyenlerin bunu
vazife kabul etmeyenlerin namazi, orucu, hacci ve cihadi ve imani
yoktur. "


Peygamberimiz (s.a.s.) Hz. Ali'ye buyurdu: " Ya Ali, altiyüzbin koyun
mu istersin, yahut altiyüzbin altin mi veya altiyüzbin nasihat mi
istersin ? " Hz. Ali dedi: "Altiyüzbin nasihat isterim." Peygamberimiz
buyurdu: "su alti nasihate uyarsan altiyüzbin nasihata uymus olursun:
1. Herkes nafilelerle mesgul olurken sen farzlari ifa et. Yani
farzlardaki rükünleri, vacipleri sünnetleri, müstehaplari ifa et.
2. Herkes dünya ile mesgul olurken sen Allâh'u Teâlâ'yi hatirla.
islâm'a uygun yasa; islâm'a uygun kazan; islâm'a uygun harca. 3.
Herkes birbirinin ayibini arastirirken sen kendi ayiplarini ara. Kendi
ayiplarinla mesgul ol. 4. Herkes dünyayi imar ederken sen dinini imar
et, zinetlendir. 5. Herkes halka yaklasmak için vasita ararken, halkin
rizasini gözetirken sen Hakk'in rizasini gözet; hakka yaklastirici
sebep ve vasitalari ara. 6. Herkes çok amel islerken sen amelinin çok
olmasina degil, ihlasli olmasina dikkat et."


Hz. Ali buyurdu:


"Kisi dili altinda saklidir. Konusturunuz, kiymetinden neler
kaybettigini anlarsiniz."


"Insanin yaslanip Rabbini bildikten sonra ölmesi, küçükken ölüp
hesapsiz Cennet'e girmesinden daha hayirlidir. "


"Kul ümidini yalniz Rabbi'ne baglamali ve yalniz günahlari kendini
korkutmalidir. "


"Cahil, bilmedigini sormaktan utanmasin. Âlim, içinden çikamayacagi
bir meselede en iyisini Allâh'u Teâlâ bilir' demekten sakinmasin."


"Sizin için korktugum seylerin en basinda, nefsinin istegine uymak ve
uzun emelli olmak gelir. Birincisi hak yoldan alikoyar; ikincisi ise
ahireti unutturur. "


"Amellerin en zoru üçtür. Bunlar; nefsin hakkini verebilmek, her
halde Allâh'u Teâlâ'yi hatirlayabilmek, kardesine bol bol ikramda
bulunabilmektir. "


"Takva, hataya devami birakmak; aldanmamaktir . "


"Kalpler, kaplara benzer. Hayirli olani, hayirla dolu olanidir."


"Bana bir harf ögretenin kölesi olurum. "


Hz. Ali bu ümmetin en ileri gelenlerinden biri olarak isllâm'in bize
kadar gelmesinde büyük rolü olan sahabelerdendir .


Kaynak: Sâmil Islam ansiklopedisi





    zelal

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4728
  • Konu: 1072
  • Ver.TÅŸk : 927
  • Al.TÅŸk : 974
  • Hala çocuklar gibi aÄŸlıyorum.
  • Çevrimdışı
Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #7 : 01 Mayıs 2009, 19:00:05 »

Hz. ALİ (r.a)
Hz. Ali r.a.'in hilafet hakkindaki görüsü


Hz.Peygamber (s.a.s.). vefat edince, Müslümanlar kendilerini idâre
etmek üzere Hz.Ebû Bekir r.a'i Devlet Baskanligina getirdiler.


Bilindigi gibi, Hz.Peygamber (s.a.s.), iki görevi birden üstlenmisti:
Birisi, Allâh'tan gelen vahyi, yâni ilâhi emirleri insanlara teblig
etmek; ikincisi, bu vahiy hükümlerine göre, baskani bulundugu
devleti yönetmekti.


Onun vefatiyla sadece vahiy degil, Peygamberlik de son buldu. Artik
Peygamber gelmiyecek, inanan insanlar, son peygamber vasitasiyla gelen
Kur'an'la ve bu son peygamber'in Sünnetiyle kendi yasamlarina yön
verecek, düzenlerini kuracaklardir. Baska deyiçle, inanmak isteyen
insanlar, yâni Müslümanlar, yasantilarinin her yönünü bu iki
kaynaga göre tanzim edecekler, bu iki kaynaga ters düsen hayat
kanunlarini tanimayacaklardir.


Bu iki kaynagin özü olan Islâm'i Allâhu te'âlâ tek nizam kabul
etmis ve bunun disinda kalan sistemleri tanimayacagini söyle ferman
buyurmustur:


"Kim Islâm'dan baska bir din (top yekün bir hayât nizami) ararsa
ondan asla kabul olunmaz ve o, ahirette de en büyük zarara
ugrayanlardandir"(1)


Hz.Peygamber (s.a.s.)'in vefatiyla, kanun degil, kanunun tatbikçisi
olan Hz.Muhammed (s.a.s.). Müslümanlar arasindan ayrilmistir.
Dolayisiyle, onun ölümünden sonra, Müslümanlar yeni kaynaklara
degil; zaten mevcut olan kaynaklari tatbik edecek bir insana, bir
idâreciye muhtaçtilar. Yâni vakia, kanun boslugu veya yoklugu degil,
lider yokluguydu; bu lideri bulmak lazimdi ki, bu ihtiyaci da,
baslarina "Halife dedigimiz devlet baskanlarini getirerek giderdiler.


Halife seçimi


Hz.Peygamber (s.a.s.). kendi vefatindan sonra, Müslümanlari yönetmek
üzere, sarahaten bir halife seçmek istemediginden çünkü buna
yeteri kadar vakti vardi, halife seçim isi Müslümanlarin
insiyatiflerine birakilmis; onlar da, Peygamber'lerinin vefatindan
sonra, kendilerini yönetmek üzere Hz.Ebû Bekir r.a'i seçip biat'
etmislerdir.


Hz.Ebû Bekir r.a'a biat etmis olmasina ragmen, daha sonraki senelerde,
bazi grublar Hz.Ali r.a'i ona karsi göstermek istemisler ve maalesef
bu sekilde baslatilan ihtilâf asirlarca sürmüs, binlerce
Müslümanin ölümüyle neticelenen savaslara sebebiyet vermistir.
Halbuki bunlar, dava arkadasi, cihâd ve siper ortaklariydilar. Bunlar,
hayatlarini Allâh'a hizmette yaristirmis olan insanlardi.


Iste, bu konuyu en güzel bir sekilde tahlil ettigine inandigimiz,
Hz.Ali r.a'in bir konusmasiyla açiklamak istiyoruz.


Hz.Osman r.a'in sehid edilmesiyle baslayan ve Islâm tarihinde "el
fitnet'ül kübrâ" (en büyük fitne) diye adlandirilan hareketten
sonra, halife seçilmis olup, hilâfetini tanimayanlarla savasmak
üzere Basra'ya gitmis olan Hz.Ali La'a, Ibnu'l Kevva' ve Kays b. Ibâd
Basra'ya gidisinin sebebini sorup söyle dediler:


Bu konuda Resulullah'in bana bir ahdi yoktur


"Müslümanlarin karsi karsiya gelip birbirlerini öldürecekleri bu
gelisin, Resulullah (s.a.s.)'in sana olan bir ahdi veya emriyle midir?"
Hz.Ali r.a. su cevabi verdi:


"Bu konuda Resulullah (s.a.s.)'in bana bir ahdi olup olmadigini
soruyorsunuz. Bana verilmis böyle bir ahid yoktur. VAllâhi ona ilk
inanan ben oldugum gibi, ona ilk defa yalan isnâd eden ben
olmayacagim. Sayet bu konuda Resulullah (s.a.s.)'in bana bir ahdi
olsaydi, Ebû Bekir ve Ömer'in onun minberine çikmalarina müsaade
etmezdim, elimle onlarla savasirdim (Resulullah (s.a.s.)'in emri oldugu
için. Fakat Resulullah (s.a.s.). ne öldürüldü, ne de aniden
öldü. Hastaligi bir kaç gün ve gece devam etti. Müezzin ona namaz
vaktini bildirmek içín geldiginde, O Müslümanlara namaz kildirtmak
için Ebû Bekir'e emrederdi. Kaldi ki, benim orada oldugumu da
görüyordu. Hanimlarmdan birisi (2) Hz. Peygamber (s.a.s.)'e, bu
görevi Ebû Bekir'den almasini söyleyince kizdi ve "siz kadinlar Hz.
Yusufun basini derde sokanlarsiniz, Ebû Bekir'i geçirin
Müslümanlara namazi kildirsin!" dedi. Allâh, Peygamberinin ruhunu
alinca, isimize baktik ve Resulullah (s.a.s.)'in dinimiz için lâyik
gördügünü dünyamiz için seçtik. Namaz, Islâm'in aslidir; o
dinin emri, dinin diregidir. Biz (bunun için) Ebû Bekir'e biat ettik
ve o bu isin ehliydi. Içimizden iki kisi dahi ona muhalefet etmedi.
Ebû Bekir'e hakkmi edâ ettim ve ona itaat etmesini bildim. Onunla
beraber askerleri için de cihad ettim. Bana verdigini aldim, savasa
gönderince gittim; onun emriyle had cezalarini kendi kamçimla yerine
getirdim. Ölünce, yerine Ömer geldi ve arkadasinin (yâni Ebû
Bekir'in) yolunu takib etti, onun gibi hareket etti. Böylece Ömer'e
biat ettik ve içimizden iki kisi dahi ona muhalefet etmedi. Hiç
birimiz de baskasini ona tercih etmedik. Ömer'e hakkim edâ ettim ve


ona itaat etmesini bildim. Onunla beraber askerleri içinde cihad
ettim. Bana verdigini aldim, savasa gönderince gittim; onun emriyle
had cezalarini kendi kamçimla yerine getirdim. Ölünce Hz. Peygamber
(s.a.s.)'e olan akrabaligimi, Islâm'da önceligimi ve selefiyyetimi ve
bu ise liyâkatimi düsünerek bu konuda baskasinin bana tercih
edilmeyecegini sandim. Öldükten sonra, onun yüzündcn halifenin bir
günah islememesi ve kendini mesuliyetten kurtarmak için Ömer
hilâfeti çocuguna yasakladi ve yeni halifeyi seçmek üzere alti
kisilik bir heyet seçti ki ben onlardan biriyim. O isteseydi oglunu
seçebilirdi; yapmadi.


Heyet toplaninca, kimsenin bana tercih edilmeyecegini sandim.
Abdurrahman b. Avf, kimi halife tayin ederse (3) ona kesinlikle itaat
edilecegine dair bizden söz aldiktan sonra Osman b. Affan'in elini
tutarak, eline vurdu ve biat etti. Ben de isime baktim. Ona itaatim
ise, biatimdan önce oldu. Böylece Osman'a biat ettik. Ona hakkini
edâ ettim ve itaat etmesini bildim. Onunla beraber askerleri içinde
cihâd ettim. Bana verdigini aldim, savasa gönderince gittim; onun
emriyle had cezalarini kendi kamçimla yerine getirdim.


Vurulunca, kendi isime baktim. Resulullah (s.a.s.)'in iki halifesi
gitmis, birisi de vurulmustu. Haremeyn'deki (Mekke ve Medine'deki) ve
iki bölgedeki Müslümanlar bana biat ettiler. Bunun üzerine birisi
ortaya atildi ki, dengim degil; ne Resulullah (s.a.s.)'e olan
akrabaligi benimki kadar yakin, ne ilmi benim ilmime denk ve ne de
Islâm'daki önceligi benimki gibi eskiydi. Dolayisiyle ben bu ise
ondan (yâni Muaviye'den) daha lâyiktim!"(4)


Degerlendirme


1. Hz. Peygamber (s.a.s.)., hilâfet konusunda kesin bir tavir
takinmamis, kimseyi halife seçmemistir. Nitekim Hz. Ali'nin yukarida
buyurdugu gibi, o bu konuda bir emir vermis olsaydi, onun emri kanun
oldugundan, mutlaka yerine getirilirdi.


2. Namaz Islâm'm aslidir. Asilsiz, yâni temelsiz hiç bir sey
düsünülemedigi gibi, namazsiz bir Islâm tasavvur edilemez. Hz.


Ali r.a. bunu delil kabul ederek, Hz. Peygamber (s.a.s.)'in namaz için
seçtigi imâmi, yâni devlet baskani olarak kabul ediyor.


3. Hz. Ali, kendinden önce biat ettigi halifelere kesin bir itaatla
baglidir.


4. Hz. Ali, Hz. Muaviye'den de kendisine ayni sekilde itaat istiyor ve
hilâfete kendisinin lâyik oldugunu söylüyor.


5. Asirlardir Müslümanlara kabul ettirilmeye çalisildigi gibi,
Hulefayi rasidin birbirine düsman degillerdir. Öyle olsaydi, yâni
Hz. Ali, Hz. Ömer'i sevmeseydi ona kizi Ümmü Gülsüm'ü verir
miydi? Allâh'in aslani olan Hz. Ali'nin korkudan "takiyye" yapip kizini
Hz. Ömer verdigini düsünmek en azindan haksizlik olur.


6. O örnek halifelerin bir tek endisesi vardi: Islâm'in geregi gibi
tatbiki!


Dipnotlar:


(1) Kur'ani Kerim, Ali Imran suresi, 85


(2) Hz. Ebû Bekir'in kizi Hz. Aise


(3) Abdurrahman b. Avf adayliktan çekildigi için, ona halifeyi seçme
yetkisini sura vermisti


(4) Suyûti, Tarihu'l-Hulefâ, el-Kahire, 1964, s. 177-178


Kaynak: Prof. Ihsan Süreyya Sirma, Tarih suuru, Seha yayinlari


------------------------------------------------------------------------


HAKEM OLAYI


Hz. Ali ve Hz. Muaviye taraftarlari arasinda meydana gelen Siffin
savasinda daha fazla müslüman kaninin akitilmamasi amaciyla
düsünülen, Hz. Ali'nin Ebû Musa el-Es'âriyi Hz. Muaviye'nin ise
Amr b. el-Âs hakem olarak tayin ettikleri ve adi geçenlerin H.
Ramazan 37/M. Subat 657 tarihinde ortak bir karara varmak amaciyla
biraraya gelip bu konuda hüküm vermek üzere anlastiklari olayin adi.


Hz. Osman'in sehid edilmesiyle ortaya çikan karisikligin, Hz. Ali'nin
halife tayin edilmesiyle nisbeten hafifledigi görülmüs ve
müslümanlar çogunlukla Hz. Ali'ye bey'at etmislerdi. Hz. Aise,
Zübeyr, Tâlha ve Sam valisi Muaviye, Hz. Ali'ye bey'at etmeyenlerin
basinda geliyorlardi. Bunlarin Hz. Ali'ye bey'at etmemelerinde Osman'in
öldürülmesi olayinin Hz. Ali taraftarlarinca gerçeklestirildigi
görüsü rol oynuyordu. Ancak Hz. Ali bu olaylarla uzaktan yakindan
bir iliskisinin olmadigini, hatta zorla, istemedigi halde tahdit sonucu
halife seçilmis oldugunu ileri sürülerek kendisine bey'at
etmeyenlerin müslümanlar arasina nifak soktuklarini ifade etti.
Hattâ daha sonra meydana gelecek olan Cemel vak'asinda dahi savastan
eser yokken, gece vakti nifakçilarin Hz. Aise tarafina saldirmalari
neticesi savas çikmis, Hz. Ali bu savasta sehid olan Hz. Zübeyr'e;
"Ey Zübeyr, hatirlamiyor musun bir gün Ganemogullari mahallesinde
beraberken Hz. Peygamber (s.a.s)'le karsilasmistik. Bize söyle
demisti; "Ey Zübeyr bir gün Ali b. Ebî Talib'le savasacaksin ve o
savasta sen ona karsi haksiz durumda bulunacaksin". Bunun üzerine Hz.
Zübeyr, 'VAllâhi hatirladim, seninle savasmayacagim' diyerek savastan
vaz geçmeyi düsünmüs, ancak oglu Abdullah Onu zorlamisti
(Ibnül-Esîr, el-Kâmil Fit-Tarih, terc. Ahmed Agrakça, III, 284,
349; Ebu'l-Fidâ, el-Muhtasar fî ahbâri'l-Beser, I, 173). Bundan da
Hz. Ali'nin bu olayda hakli oldugu ve kendisine beyat edilmesinin
gerektigi sonucu çikmaktadir. Nitekim Hz. Aise de bu savastan sonra
gerçegi anlayarak Medine'ye evine dönmüstür.


Cemel Vak'asindan sonra Hz. Ali, Cerir b. Abdullah el-Becili'yi,
kendisine bey'at etmeyen Muaviye'ye beyat almak amaciyla göndermis ve
müslümanlarin Cemel vak'asindaki durumundan örnekler vererek kan
dökülmemesini istemistir. Muaviye, Cerir'i bir süre oyalayarak Sam
halkinin görüslerine basvurdu. Samlilar Hz. Osman'in kanini
dökenlerle savasincaya kadar uyumayacaklarina ve intikam almaya dair
yemin etmis olduklarini söylediler. Diger taraftan Muaviye Hz.
Osman'in kanli gömlegini Dimask'ta mescide asarak halka teshir etti.
Muâviye, danismani Amr b. el-Ass ve Sam ileri gelenleriyle görüserek
Hz. Ali'ye beyat etmeyecegini söylemis ve Cerir b. Abdullah'i geri
göndermisti (Ibn Kesîr, el-Bidâye, VII, 254).


Cerir, Hz. Ali'ye gelerek olanlari anlatti. Muaviye'nin kendisi
aleyhine hazirlik yaptigini hatirlatarak Hz. Ali'yi bu konuda uyardi.
Bunun üzerine Hz. Ali Medine'deki müslümanlari ve onlara tabi
olanlari toplayarak Muaviye üzerine hareket etti. Iki ordu Siffin
ovasinda karsilastilar. Hz. Ali, Besir b. Amr el-Ensârî, Saîd b.
Kâys el-Hemdâni ve Sebes b. Rabî' et-Temimi'yi göndererek itaat
etmesini bildirmelerini söyledi. Ancak Muaviye, itaate yanasmayarak
diretti. Hicri 36 yili zilhicce ayina kadar savas öncü birlikler ve
mübarezeler seklinde devam etti (Ibnü'l-Esîr, a.g.e, III, 285; Ebu'l
Fida, el-Muhtasar, I,175). Haftalarca karsilikli elçi gönderme
seklinde geçen olaylar Hz. Ali'nin Muaviye'nin beyat etmeyecegine
kanaat getirerek muharrem ayindan sonra hakka su ilani yaptirmasiyla
son buldu: "Mü'minlerin emiri der ki: Hakk'a dönmeniz ve ona
yönelmeniz için sizi tesvik etmek istedim. Size, Allâh'in kitabiyla
delil getirdim ve ona davet ettim. Siz ise taskinliktan, azginliktan
vazgeçmediniz. Hakk'a icabet etmediniz. Ben de size ayni sekilde
ahdimi bozdum. Zira Allâh hâinleri sevmez" (Ibnu'l-Esir, a.g.e, III,
298). Bu ilan sonunda Sam halki emir ve reislerine sigindilar.


Yüzon gün boyunca devam eden bu bekleyis, safer ayinin dördüncü
günü baslayan savasla son bularak Hz. Ali taraftarlarinin
saldirisiyla alevlenmisti. Ester en-Nehâî'nin basarisi Hz. Ati
taraftarlarinin Muaviye'nin karargâhina kadar varmalarini saglamis ve
beyat edenleri üstün bir duruma geçirmisti. Bu sirada Ammâr b.
Yâsir Sehid düsmüs, bunu Veysel el-Karanî izlemisti. Bunlarin sehid
oldugunu duyan Muaviye'nin bas komutani Amr b. el-Ass, Hz. Peygamber
(s.a.s.)'in "Ammâr âsîler tarafindan öldürülecek" (Buhârî,
Salât 63; Müslim, Fiten 70, 72, 73; Tirmizî, Menâkib 34) hadisini
hatirlayarak savastan vazgeçmeyi düsündü. Ancak Muaviye'nin
baskisiyla vazgeçti ve Muaviye ona sonlarinin kötüye gittigini, Hz.
Ali'nin kendilerini öldürecegini söyleyerek derhal bir seyler yapip
Ali safindaki müslümanlari durdurmasini söyledi: "Haydi bakalim
maharetini göster ey Ibnü'l-Ass, yoksa mahvolduk demektir" diyerek
Amr'i önledi. Bunun üzerine Amr da Muaviye askerlerine "Ey nâs!
Kimin yaninda Mushaf varsa mizraginin ucuna takarak havaya kaldirsin"
diye hitab etti (Hasan Ibrahim Hasan, Târih'ul-Islâmü's-Siyâsî, I,
400). Amr, bu hareketinin Hz. Ali taraftarlari üzerinde büyük bir
etki gösterecegini biliyordu ve nitekim öyle oldu. Müslümanlar
Kur'ân'a karsi gelemezlerdi. Basra kurrâsindan Mis'ar b. Fedeki ile
el-Esas b. Kays'in baskanliginda bir grubun baskisiyla Hz. Ali de
savasi birakmak zorunda kalmisti. Hatta tehdit edilerek kendisine
söyle denildi: "Allâh'in kitabina çagrildiginda ona uy, yoksa seni
kalabaliga birakiriz veya Osman'a yaptigimiz gibi yapariz!..."


Bunun üzerine Hz. Ali "Ey Allâh'in kullari: Hakkinizi almaya ve dogru
olan isinizi yapmaya devam edin. Zirâ Mu'âviye, Amr bin-Ass, Ibni Ebi
Muaye, Habib b. Mesleme, ibni Ebi Seher ve Dahak b. Kays dine ve
Kur'ân'a sahip ciddi ve samimi insanlar degillerdir. Ben onlari sizden
daha iyi bilirim..." Fakat bu tür konusmalari bir fayda vermedi.
Askerler: "Biz Kur'ân'a karsi kendimizi ortaya atip meydan okuyamayiz,
Hz. Ali'nin sözlerini kabul edemeyiz" diyerek savasmaktan vazgeçtiler
(Ibnu'l-Esîr a.g.e. 321, 322, Dogustan günümüze büyük Islâm
tarihi, II, s. 244; Irfan Abdulhamit, Islâm'da itikâdî mezhepler ve
Akaid esaslari, tic. M. Saim Yeprem s., 82).


Böylece sulhun akdedilmesi konusunda, Kurrâ ehlinin büyük tesiri
olmustur. Kurrâ ehli, müslümanlarin arasindaki sorunun çözümünde
Kur'ân'i hakem olarak kabul ve tavsiye ediyorlar, herkesi de bu
görüse göre yönlendirerek Hz. Ali'nin de bu görüsü benimsemesi
için ona baski yapiyorlardi. Sonunda Hz. Ali, Muâviye'ye elçi olarak
gönderdigi komutani Ester'i geri çagirarak; "yaziklar olsun! Ester'e
söyleyin geri gelsin. Zira fitne çikti: Artik harbi birakmaktan baska
çare yok" diyerek sulhe ister istemez razi oldu... Sonra Muaviye'ye
Es'as b. Kays'i göndererek ne istedigini ögrenmesini söyledi. Hz.
Muâviye gelen elçiye; "Siz ve biz Allâh'in kitabinda emrettigi seye
dönecegiz. Sizden, razi oldugunuz bir kisiyi gönderiniz, biz de bir
kisi göndeririz ve bu kisilerin Allâh'in Kitabinda olan hükümle
karar vermelerine, Kitaptan sasmamalarina dair onlardan söz aliriz.
daha sonra da anlastiklari seye uyariz (Ibnü'l-Esîr a.g.e; 323),
diyerek planini açikladi. Es'as bu teklifi alarak disariya çikti ve
bazen bizzat kendisi okumak suretiyle bazen de halka verip okutmak
suretiyle ilân etmeye basladi. Nihayet Temim ogullarindan bir gruba
götürdü. Aralarinda Urve b. Üdeyye'nin de bulundugu bu grup,
sözkonusu mektubu okuyunca Urve b. Üdeyye "Allâh'in emri dururken
tutup ta baska sahislari mi hakem tayin ediyorsunuz? Oysa Allâh'tan
baska hiç kimsenin hüküm verme yetkisi yoktur" (La hükme illa
lillah) dedi.


Hakemlerin seçimi konusunda Muâviyenin tayin edecegi kisi belli idi
ki bu Amr b. el-Âs'dan baskasi olamazdi. Ancak Hz. Ali
taraftarlarindan Es'as ve ona tabi olanlar da "biz Ebû Musa
el-Esâri'ye raziyiz" dediler. Bunun üzerine Hz. Ali "siz daha isin
basinda bana isyan ettiniz, su an bana karsi gelmeyiniz" diyerek Ebû
Musa hakkindaki endisesini açikladi ve onlara ihtarda bulundu. Hz.
Ali'ye göre Ebû Mûsa el-Es'ârî insanlari Muâviye tarafina
yönlendirerek kendi sirlarini onlara anlatiyordu Ancak taraftarlari
Ebû Musa üzerinde direttiler. Hz. Ali de bunlarin görüslerine
istemeyerek de olsa uymak zorunda kaldi. Hz. Ali'nin bu kanaati ise
Hâricilerin ortaya çikmasi neticesinde dogrulanmis oluyordu. Onlarin
da yanlis davranislari hem yeni bir sapik firkanin dogmasina hem de bir
çok kimsenin itikadinin bozulmasina yol açti (Taberî III;
Ibnü'l-Esir a.g.e 330-331). Iki taraf, arasinda hakem tayini ile
ilgili sözlesmeyi yazarak bunun kabul ve tasdikini garanti altina
aldilar. Sözlesmenin özeti söyle idi: "Bismillahirrahmanirrahim".
Bu, üzerinde Ali b. Ebi Talib ve Muâviye b. Ebi Süfyan'in anlastigi
bir metindir, Allâh'in hükmüne ve Kitabina göre hareket edecegiz.
Bizi Allâh'in kitabindan baskasi birlestiremez. Allâh'in Kitabi bastan
sona kadar elimizde oldugundan, onun dirilttigini bir de diriltir;
terkettigini biz de terkederiz. Her türlü hükmünü kabul ederiz.
Iki hakem; Ebû Musa Abdullah b. Kays el-Es'ârî ve Amr b. el-Âs
el-Kureysî, Allâh'in kitabinda ne bulurlarsa onunla amel edeceklerdir.
Allâh'in kitabinda bulamadiklarini, bir araya getirici âdil sünnette
arayacaklardir. Ali ve Muâviye, Allâh'a karsi ahid ve misak
içindedirler. Her biri derler ki: "Ben bu sahifedeki seye raziyim."
Abdullah b. Kays el-Es'arî ve Amr b. el-Âs, Allâh adina yemin
etmislerdir. Karâri Ramazan ayina ertelemislerdi. Sonra ikisi, bu
sayfada olan sey üzerine: bu husuta zulüm ve saptirmak isteyen ve bu
sahifede olan seyi terkeden kimseye karsi sâhitlerin yardimci
olacaklarina dair sehadetlerini yazarlar. Onbes safer, hicrî 37."


Iki hakem yetkilerini gösteren sahifeleri alarak Ramazan 37 H. (M.
657)'de bir araya geldiler. Erzuh'ta Dumetü'l-Cendel'de her iki
taraftan dörtyüzer kisilik birer grup hakem kararini almak üzere
toplantiya katildi. Iki hakem önce niçin toplandiklarini konusarak
karara vardilar. Bunun amaci halkin arasindaki gerginligi azaltmakti.
Önce Amr söz aldi. "Hz. Osman'in haksiz olarak öldürdügü fikrine
katiliyor musun?". Ebû Musa "evet" diyen Amr, el-Isrâ suresi 33.
âyette haksiz yere insan öldürülemeyecegini gösteren delilini
ileri südü. O halde ey Ebû Musa! Seni Hz. Osman'in velisi
Muâviye'ye karsi çikaran nedir? O Kureystendir deyince Amr da Hz.
Ali'nin Peygamber (s.a.s.)'in soyundan oldugunu ve damadi olarak
Muâviyeden önce geldigine isaret etti. Bu tür çekismeler uzun bir
süre daha devam etti. Onlar sulhün böyle devam edemeyecegini, hem
Hz. Ali hem de Muâviye'ye bey'at edilmemesi gerektigine inanarak fikir
birligine vardilar. O halde yeni halife müslümanlar tarafindan
seçilmeliydi. Simdi yapilacak is bu kararlarini müslümanlara
bildirmeye gelmisti. Bu karari cemaate açiklamak üzere Ebû Musa
minbere çikti ve Allâh'a hamd ve senadan sonra "Ey nas! Biz ümmetin
durumunu düsünüp bir formül bulmakta epey zorlandik. Hem benim, hem
de Amr'in görüsü sudur: Hz. Ali ve Muâviye'yi hilâfetten
uzaklastirmak ve ümmetin kendisinin istedigi birisini hafife tayin
etmelerini saglamak gerekir. Bundan dolayi ben, Hz. Ali ve Muâviyeyi
hilâfet görevinden aliyorum" dedi. Sira Amr'a gelince O da minbere
çikti ve söyle konustu; "Süphesiz Ebû Musa'nin söylediklerini
duydunuz. O Ali'yi görevden almistir. Ben de onun yerine Muâviye'yi
halife tayin ettim" deyince herkes saskinliktan ne yapacagini, ne
diyecegini bilemedi. Bu karara Ebû Musa derhal itiraz ederek " Sana ne
oluyor ki anlasmaya ihanet ediyorsun, sen facir oldun. Allâh seni
basariya ulastirmasin" diyerek orayi terketti. (Ibnü'l-Esîr a.g.e
340).


Ebû Musa bu olaydan duydugu utanç ve üzüntü üzerine insanlardan
uzaklasmak amaciyla Mekke'ye giderek orada yalniz basina yasamayi
tercih etti. Bu olay üzerine müslümanlar dagilmis, Muâviye
kendisini mesrü halife ilan ederek Islâm tarihinde çift halife
dönemi baslamistir. Bu durum Hz. Hasan'in elinden halifeligin
alinmasina kadar devam etmistir. Ancak Hz. Ali hiç bir zaman
Muâviye'yi mesru halife olarak tanimamis, sehîd edilinceye kadar Sam
hariç bütün müslümanlarca halife olarak kabul edilmistir.



    birdamlasu

  • birdamlasu
  • Aktif Üye
  • Mesaj: 485
  • Konu: 141
  • Ver.TÅŸk : 130
  • Al.TÅŸk : 195
  • Nerden: istanbull
  • bitti sandığın her yol yeni bir baÅŸlangıçtır...
  • Çevrimdışı
Ynt: Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #8 : 02 Mayıs 2009, 13:28:36 »

Hz. ALİ (r.a)
 cok guzel bı paylasımdı saolasın razixl


Üye olmadığınız için burdaki resmi veya linki göremiyorsunuz . . . Lütfen Üye Olun veya Üye Girişi Yapın

    hacer35

  • Genel Moderator
  • Mesaj: 3737
  • Konu: 140
  • Ver.TÅŸk : 45
  • Al.TÅŸk : 165
  • Çevrimdışı
Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #9 : 24 Mart 2010, 23:55:21 »

Hz. ALİ (r.a)
cok guzel bı paylasımdı



    nur_gul

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4577
  • Konu: 738
  • Ver.TÅŸk : 391
  • Al.TÅŸk : 472
  • konusmak ihtiyac olabailir;ama susmak bir sanattir
  • Çevrimiçi
Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #10 : 27 Mart 2010, 00:50:39 »

Hz. ALİ (r.a)
Allâh ondan razi olsun sefaatlerine nail eyleisn insAllâh
 emegine yuregine saglik canim Allâh c.c. razi olsun insAllâh


En sevdiÄŸiniz ilahileri, klipleri, ezgileri, türküleri dinleyebilirsiniz. Media Merkezimize aÅŸağıdaki linkten ulaÅŸabilirsiniz ( NuR GüL )  

Üye olmadığınız için burdaki resmi veya linki göremiyorsunuz . . . Lütfen Üye Olun veya Üye Girişi Yapın

    nur_gul

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4577
  • Konu: 738
  • Ver.TÅŸk : 391
  • Al.TÅŸk : 472
  • konusmak ihtiyac olabailir;ama susmak bir sanattir
  • Çevrimiçi
Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #11 : 27 Mart 2010, 00:55:51 »

Hz. ALİ (r.a)
Hz.Ali en değerli incisi olan Fatıma Zehra Betül (r.anha)nın vefatının ardından ağzından şu mısralar döküldü.

HER İKİ DOSTUN BİR ARAYA GELMESİ PERİŞANLIKTIR

ÖLÜMDEN BAŞKA HER ŞEY DEĞERSİZDİR

AHMED'DEN SONRA FATIMA'NIN KAYBOLMASI

DOSTLARIN BAKİ OLMADIĞINA BİR DELİLDİR

başka bir gün ayrılığa dayanamayıp kabri başında durmuştu:

EY SEVGİLİ!SANA DENK BİR SEVGİLİ VAR MI?

KALBİMDE SENDEN BAŞKASINA BİR SEVGİ VAR MI?

SEVGİLİ AYRILDI BENDEN VE GÖZÜMDEN GİZLENDİ

SEVGİLİNİN KALPTEN GİZLENMESİNE İMKAN VAR MI?



    musab

  • Yeni Üye
  • Mesaj: 98
  • Konu: 14
  • Ver.TÅŸk : 84
  • Al.TÅŸk : 31
  • Çevrimdışı
Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #12 : 27 Mart 2010, 01:09:56 »

Hz. ALİ (r.a)
Allâh cc razi olsun paylasim icin.



    nur_gul

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4577
  • Konu: 738
  • Ver.TÅŸk : 391
  • Al.TÅŸk : 472
  • konusmak ihtiyac olabailir;ama susmak bir sanattir
  • Çevrimiçi
Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #13 : 27 Mart 2010, 01:19:14 »

Hz. ALİ (r.a)
amin cumlemizden insAllâh kardesim  1gulxl



    hacer35

  • Genel Moderator
  • Mesaj: 3737
  • Konu: 140
  • Ver.TÅŸk : 45
  • Al.TÅŸk : 165
  • Çevrimdışı
Hz. ALİ (r.a)
« Yanıtla #14 : 03 Nisan 2010, 12:53:35 »

Hz. ALİ (r.a)
Allâh cc razi olsun paylasim icin.



 

Hz. ALİ (r.a) - Wuslata Hasret | Hizmet Yolu