Denizli Lahikası ( Sayfa 10 - 15)

(Orjinal Sayfa:10) -10- Aziz, Sıddık Kardeşlerim! Ben, şimdiye kadar Nur fabrika dâiresinin mübarekler hey'etinden iki ehemmiyetli rükünler kurtulmuşlar tahmin ederim. Elhak o dâire, o hey'et; altı-yedi senede yirmi-otuz sene kadar fâtîhane iş görmüşler, parlak kalemlerinin

A A A A
Gönderen Konu: Denizli Lahikası ( Sayfa 10 - 15)  (Okunma sayısı 345 defa)

0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.

    mywuslat

  • Teknik Ekip
  • Mesaj: 2037
  • Konu: 934
  • Ver.Tşk : 113
  • Al.Tşk : 720
  • Nerden: Kayseri
  • "Üstüne gökkuşağını kuşadığım bu aşk yalanmış"
  • Çevrimdışı
Denizli Lahikası ( Sayfa 10 - 15)
« : 11 Aralık 2008, 01:00:20 »

Denizli Lahikası ( Sayfa 10 - 15)
(Orjinal Sayfa:10)

-10-

Aziz, Sıddık Kardeşlerim!

Ben, şimdiye kadar Nur fabrika dâiresinin mübarekler hey'etinden iki ehemmiyetli rükünler kurtulmuşlar tahmin ederim. Elhak o dâire, o hey'et; altı-yedi senede yirmi-otuz sene kadar fâtîhane iş görmüşler, parlak kalemlerinin yadigârları gibi, onların hizmetlerine tevakkuf etmez; onların bedeline, onların defter-i a'mallerine hasenat yazdırıyor. Hattâ «Hizb-i Nurî» nin öyle bir kuvvetli fütuhatı var ve öyle ehemmiyetli yerlere girmiş ki, onu neşredenler mütemadiyen çalışıyorlar hükmündedir. Ben, pek çok çalışmış ve çalışkan Hafız Mustafa'yı da evvelki zât gibi dışarıda zannederdim, yalnız bir def'a «O da buradadır.» işittim; belki başka Mustafa'dır diye teselli buluyordum.

* * *
-11-

Aziz Kardeşlerim!

Ben, bu sabah tesbihatta Hâfız Tevfik'e acıdım. Bu iki def'adır zahmet çekiyor tahattur ettim. Birden hatıra geldi: Onu tebrik et! O, kendini fâidesiz bir ihtiyat ile Risâle-i Nur'daki çok ehemmiyetli makamından ve büyük hissesinden bir derece çekmek isterdi. Fakat hizmetinin kudsiyeti ve azameti, O'nu yine o büyük hisseye ve pek büyük sevaba muvaffak eyledi. Az bir sıkıntı ve geçici bir küçük zahmet ile böyle bir şeref-i mânevîden geri kalmamak gerektir.

Evet Kardeşlerim! Mâdem herşey gidiyor ve gittikten sonra eğer lezzet ve keyf ise, boşu boşuna gider, bir hasret kalır; eğer sıkıntı ve zahmet ise, hem dünyevî ve uhrevî, hem böyle bir kudsî hizmet noktasında öyle bir lezzetli faideler var ki, o zahmeti hiçe indirir. İçinizde biri müstesna, en ihtiyarı ve en ziyade başına sıkıntılar toplanan benim. Sizi te'min ederim; tam bir sabır ve şükür ve tahammül ile halimden memnunum. Musibete şükür ise, musibetteki sevab ve uhrevî ve dünyevî faideleri içindir.

* * *


(Orjinal Sayfa:11)

-12-

Aziz Kardeşlerim!

«Meyve» nin mes'elelerinin tekmil edilmesine meydan vermiyen mânilerin zevali ile inşâAllâh yine başlanacak ki; birisi, soğuk, birisi, masonların onun kuvvetinden dehşet almalarıdır. Ben, bu musibette, Kader-i İlâhî cihetini düşünüyorum. Zahmetim rahmete inkılâb eder. Evet, «Risâle-i Kader» de beyan edildiği gibi, her hâdisede iki sebeb var: Biri zâhirîdir ki; insanlar ona göre hükmederler, çok def'a zulmederler.

Biri de hakikattır ki; Kader-i İlâhî ona göre hükmeder, o aynı hâdisede beşer zulmünün altında adalet eder. Meselâ; bir adam, yapmadığı bir sirkat ile zulmen hapse atılır. Fakat gizli bir cinayetine binâen, kader dahi hapsine hüküm verir, aynı zulm-ü beşer içinde adalet eder. İşte bu mes'elemizde elmaslar, şişelerden; sıddîk fedakârlar, mütereddid sebatsızlardan; ve hâlis muhlisler, benlik ve menfaatini bırakmayanlardan ayrılmak için bu şiddetli imtihana girmemizin iki sebebi var:

Birisi: Ehl-i dünya ve siyasetin evhamlarına dokunan kuvvetli bir tesanüd ve ihlâsla fevkalâde hizmet-i dîniyedir; zulm-ü beşer buna baktı.

İkincisi: Herkes kendi başına bu kudsî hizmete tam ihlâs ve tam tesanüd ile tam liyakat göstermediğimizden, kader dahi buna baktı. Şimdi kader-i İlâhî, ayn-ı adalet içinde hakkımızda ayn-ı merhamettir ki; birbirine müştak kardeşleri bir meclise getirdi, zahmetleri ibadete ve zâyiatları sadakaya çevirdi. Ve yazdıkları risâleleri her tarafdan nazar-ı dikkati celbetmek ve dünyanın mal ve elâdı ve istirahatı pek muvakkat ve geçici ve her halde bir gün onların bırakıp toprağa girecek olmasından, onların yüzünden âhiretini zedelememek ve sabır ve tahammüle alışmak ve istikbaldeki ehl-i îmana kahramanane bir nümune-i imtisal, belki imamları olmak gibi çok cihetle ayn-ı merhamettir. Fakat yalnız bir cihet var ki, beni düşündürüyor. Nasıl bir parmak yaralansa; göz, akıl, kalb ehemmiyetli vazifelerini bırakıp onunla meşgul oluyorlar; öyle de: Bu derece zarurete giren sıkıntılı hayatımız; yarasiyle kalb ve ruhumuzu kendiyle meşgul eder. Hattâ dünyayı unutmak lâzım olduğu bir zamanımda, o hal beni masonların meclisine getirdi, onları tokatlamakla meşgul eyledi. Cenâb-ı Hak bu gaflet halini de bir mücahede-i fikriye nev'inden kabul etmek ihtimaliyle teselli buldum.

Risâle-i Nur'un kıymetdar muallimi Hâfız Mehmed'in kardeşi Ali Gül'ün selâmını aldım. Ben hem ona, hem bütün hemşehrilerine ve Sava'nın bütün ahya ve emvatına binler selâm ve dua ederim.

* * *

(Orjinal Sayfa:12)

-13-
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ


Aziz, Sıddık Kardeşlerim!

Sizin sebat ve metanetiniz, masonların ve münafıkların bütün plânlarını akîm bırakıyor.

Evet kardeşlerim, saklamağa lüzum yok. O zındıklar, Risâle-i Nur'u ve Şâkirdlerini tarikata ve bilhassa Nakşî takikatı'na kıyas edip, o ehl-i tarikatı mağlûb ettikleri plânlar ile bizleri çürütmek ve dağıtmak fikriyle bu hücumu yaptılar.

Evvelâ: Ürkütmek ve korkutmak ve o mesleğin sû-i istimalâtını göstermek.

Ve sâniyen: O mesleğin erkânlarının ve müntesibinin kusuratlarını teşhir etmek.

Ve sâlisen: Maddiyûn felsefesinin ve medeniyetinin câzibedar sefahet ve uyutucu lezzetli zehirleriyle ifsad etmek ile mabeynlerinde tesanüdü kırmak ve üstadlarını ihanetlerle çürütmek ve mesleklerini fennin, felsefenin bâzı düsturlariyle nazarlarından sukût ettirmekdir ki, Nakşîlere ve ehl-i tarikata karşı istimal ettikleri aynı silâh ile bizlere hücum ettiler, fakat aldandılar. Çünki; Risâle-i Nur'un meslek-i esası; ihlâs-ı tam ve terk-i enaniyet ve zahmetlerde rahmeti ve elemlerde bâki lezzetleri hissedip aramak ve fâni ayn-ı lezzet-i sefihanede, elîm elemleri göstermek ve îmanın, bu dünyada dahi hadsiz lezzetlere medar olmasını ve hiçbir felsefenin eli yetişmediği noktaları ve hakikatları ders vermek olduğundan, onların plânlarını inşâAllâh tam akîm bırakacak ve meslek-i Risâle-i Nur ise tarikatlara kıyas edilmez diye onları susturacak.

Bir Lâtife:

Bu sabah, yanımdaki jandarma koğuşundan biri beni çağırdı, pencereye çıktım. Dedi: «Bizim kapımız kendi kendine kapandı, ne yapıyoruz açılmıyor.» Ben de dedim: «Size işarettir ki; nöbetdar olduğunuz ve üstlerinden kapı kapattığınız adamlar içinde sizin gibi mâsumlar var. Hattâ on seneden beri görmediğim bir kardeşimle bir dakika görüşmek bahanesiyle bana ihanet ve başka bahane ile dış kapımızın ikincisini dahi kapadılar. Onun cezası olarak, sizin kapınız dahi kapandı.»
Said Nursî

* * *

(Orjinal Sayfa:13)

-14-

Aziz, Sıddık Kardeşlerim!

Size dün yazdığım lâtifenin üç zarafeti var:

Birincisi: İstikbalde gelecek mübarek hey'etin şahs-ı mânevîsinin bir mümessili olmasından, o şahs-ı mânevînin sırriyle ve bereketiyle sürgülü kapı kendi kendine açıldığı gibi, yine o tahakkuk edip vücuda gelmiş mübarek hey'etin bir mümessilinin on sene sonra yarım dakika benimle görüşmesi sebebiyle bana hiddet edildi. Ben de hiddet ettim, «Kapıları kapansın» tekrar eyledim. Aynı günün gecesinin sabahında -hiç vuku bulmamış- kendi kendine nöbetçilerin kapıları kapandı, iki saat açılmadı.

İkinci Zarafeti: Ben bir pusula müdde-i umuma müdürle göndermiştim, içinde demiştim: Ben tecriddeyim, kimse ile görüşemiyorum, görüşsem de bu şehirde kimseyi tanımıyorum. Buranın Belediyesi birisiyle ilâ âhir... Sonra Müdde-i umumî demiş: «O tecridde mi?» Müdür demiş: «Yok.» İkisi bana itiraz etmişler. Aynı gün, yarım meczub ve yarım akraba biri yarım dakika benim ile görüşmesi yüzünden öyle bir vaziyet gösterildi ki, hiçbir tecridde olmamış. Bana itirazları yüzlerine çarptı.

Üçüncüsü: Komşudaki haylaz gençlerin kapıda gürültüleri akşam yatsı ortasında bana zarar ederdi, fakat az idi. O kapıyı da aynı gün bir bahane ile kapattılar. Hem fena koku menzilimde ziyadeleşti, hem o haylazların kapıma yakın gürültüleri ziyade bana zarar verdi. Ben de yine: Kapıları kapansın, neden böyle yapıyorlar! dedim. Aynı sabah o hâdise oldu.

* * *

-15-

Kardeşlerim!

Yeni hurufla yazdığımız iki mes'ele, cidden te'sirini gösterdi. Birinci, ikinci, üçüncü mes'eleleri de yazılsa çok iyi olur. Fakat Hüsrev ve Tahirî gibi kalemleri Kur'ân'a ve Kur'ân hattına mahsus ve me'mur olmalarından bana endişe verir. Başkalar yazsalar daha münasibdir.

Eğer Sitenin rengini, görünümünü beğenmediyseniz aşağıdaki linki ziyaret ediniz, Bir birinden güzel farklı temalarda sitemizi görüntüleyebilirsiniz... Aşağıdaki linke tıklayın( MY WUSLAT )  

Üye olmadığınız için burdaki resmi veya linki göremiyorsunuz . . . Lütfen Üye Olun veya Üye Girişi Yapın

    nur_gul

  • Admin ( Yönetim )
  • Mesaj: 4577
  • Konu: 738
  • Ver.Tşk : 391
  • Al.Tşk : 472
  • konusmak ihtiyac olabailir;ama susmak bir sanattir
  • Çevrimiçi
Denizli Lahikası ( Sayfa 10 - 13 )
« Yanıtla #1 : 13 Mayıs 2010, 23:17:47 »

Denizli Lahikası ( Sayfa 10 - 15)
Allâh razi olsun  kardesm emegine saglik   1gulxl


En sevdiğiniz ilahileri, klipleri, ezgileri, türküleri dinleyebilirsiniz. Media Merkezimize aşağıdaki linkten ulaşabilirsiniz ( NuR GüL )  

Üye olmadığınız için burdaki resmi veya linki göremiyorsunuz . . . Lütfen Üye Olun veya Üye Girişi Yapın


GoogleTagged - Etiketler

 

Benzer Konular

  Konu / Başlatan Yanıt Son İleti
1 Yanıt
299 Gösterim
Son İleti 13 Mayıs 2010, 23:21:21
Gönderen: nur_gul
1 Yanıt
225 Gösterim
Son İleti 13 Mayıs 2010, 23:24:20
Gönderen: nur_gul
0 Yanıt
26 Gösterim
Son İleti 13 Mayıs 2010, 23:28:13
Gönderen: nur_gul
0 Yanıt
31 Gösterim
Son İleti 13 Mayıs 2010, 23:32:57
Gönderen: nur_gul
0 Yanıt
25 Gösterim
Son İleti 13 Mayıs 2010, 23:35:02
Gönderen: nur_gul

Denizli Lahikası ( Sayfa 10 - 15) - Wuslata Hasret | Hizmet Yolu