 |
Ahmed Nazifin Bir Fikrasidir: Aziz Kardeşlerim;
Sizin mübarek yazılarınız ve gönderdiğiniz risaleler hususan tevafuklular,hususan Aliler'in kıymetdar risaleleri, bilhassa Mu'cizat-ı Ahmediye Risalesi bu havalideçok fütuhatı var, Altı - yedi aydır İstanbul'da da fütuhat yapıldı. Şimdi de vilâyât-ışark'a, Diyarbekir tarafına gitti. Hüsrev bilse ki, o risale vasıtasiyle ne kadar sevapkazanmış, pek fevkâlade memnun ve mesrur olacaktı. Şimdilik o yaldızlı veçok kıymetdar risale elimden çıktı. Hüsrev hesabına geziyor.
Buna mukabil o kerametli kalem bana bir nüsha, aynı tarzda yaldızlı yazmak veOndokuzuncu Söz'ü de, onun âhirine zeyli gibi ilhak etmek ve Mirac Risalesi'nin deüçüncü esasının âhirinde üç müşkilden birinci müşkilin (Elcevap)deyip, Risalet-i Ahmediyye delail'ini fihriste suretinde beyan eden üç, dört yaprağı taikinci müşkilin cevabına kadar, onu da âhirinde bir hâtime ve Ayet-ül-Kübra'nınonbeşinci mertebesindeki Risalet-i Ahmediyye bahsini de, eğer münasip görülse o dailhak edilsin.
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ حُرُوفَاتِ مَا اَرْسَلْتُمْ لَنَا
Aziz kardeşlerim!
Âhirzamana işaret eden hadîsin âhirinde مَثَلاً كَلِمَةً طَيِّبَةً كَشَجَرَةٍ طَيِّبَةٍ âyetine dair iki dakika içinde ve hadîsin işaretini tashih ânında âni olarak mücmelen hatıra gelen işaret-i gaybiyenin gayet acelelik ile tevafuk-u cifrîsinde, zararsız bir küçük sehiv vuku' bulmuş idi. O vakitten beri daha ona dikkat etmemiştim.
Bu def'a, cidden ve hakikaten mübarekler hey'etinin cem' ve te'lif ettikleri Lâhika Risalesi'nin o âyete dâir fıkranın kitâbetinde bir kasdî sehiv gördüm. O ihtardârâne kasdî sehiv, benim kusurkârâne sehvimi bildirdi. O çok müdakkik ve çok mübarekler hey'etine beni çok minnetdar ve mesrur eyledi.
Şöyle ki: كَلِمَةً طَيِّبَةً makamı, bin iki (1002) diye sehven yazılmıştı.( ط ) sayılmamış; doğrusu, bin onbirdir (1011). Risalet-ün Nur'un makamına onüç farkla tevafuk etmekle beraber, izafeden tavsife geçse ( رِسَالَةٌ نُورِيَّةٌ ) olur. ( طَيِّبَةً ) deki tenvin, bir derece vakfolduğundan sayılmazsa, tam tamına bir tek fark ile; şedde sayılmazsa, farksız olarak tevafuk eder.
Hem mana cihetiyle iki âyet, iki cereyana işaretleri ve münasebetleri ve tetabukları çok kuvvetli bulunduğundan, nâkıs bir tevafuk ve zaîf bir emare dahi kâfidir.
Hem, böyle makamlarda, böyle büyük yekûnlerde bu gibi küçük farklar zarar vermez. Ben tahmin ederim bu sehiv, beşinci âyetin işaretindeki sehiv gibi ehemmiyetli bir kısım işârât-ı gaybiyenin anahtarı olacak; ve bu muazzam âyet, otuzüçüncü âyet olmasına bir işaret idi. İnşâAllâh, istikbalde bir kardeşimiz o hazineyi açacak.
* * *
بِاسْمِهِ سُبْحَانَهُ وَاِنْ مِنْ شَىْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ
Âli Cenab Kardeşlerim!
Bu kusurlu kardeşinizin kusurlarını, sehivlerini görmek istemiyorsunuz, görsenizde kerimâne, âlicenâbâne setrediyorsunuz. Fakat sizin gibi hâlis ve sıddıkkardeşlerime karşı kusurlarımı itiraf etmek ve söylemekle mesrur oluyorum,mahcub olmuyorum.
İşte binler kusurlarımdan bir kusurum da budur ki; İşârât-ül-İ'caz'ıntevafukatına dair birinci defa Şamlı Tevfik'le beraber baktığımız vakitte,Mucizat-ı Ahmediye bahsi sahifesi açıldı diye satırbaşında elifler ondörttür,birbiriyle muvafık nihayetindeki ( تا ) lar dahi sevincimin verdiği acele ile tam dikkat etmemiştik üç ( تا) yıgörmemiştik, ona da muvafık demiştim. O vakitten beri bakmamıştım. Benim busehiv ve kusurumu fihristede tashih edersiniz. Fakat bu sehiv altında İşârât-ül-İ'caz'ın hurufatının vaziyetinde gayet ince ve derin bir intizam ucunu gördük, belkio kusûra keffaret olur. Şöyle ki; aynı iki sahifede yetmişaltının sahifesininbaşında beş harfi ( ن ) dan ( و ) dan başka beş harfi (bir) de ittifak ediyorlar. O sahifeninsatırlarının âhirinde ( تا ) dan başka, yine beşi (bir) den ittifak edip, ikisi ikidetevafuk ediyor. Karşıki sahifenin satır başında ( ا ) ( و ) dan başka on harf var,altısı (bir) de tevafuk, dördü de (iki) de tevafuk ediyor. Satırların nihayetlerindealtı tane ( تا ) dan başka iki tane (bir) iki tane (iki) de beraber, iki (iki), üç (dört), o ikisahifede (tâ) altı, (Sâkin elif) altı, ( ن) altı, ( و) beş, sakîn elif (beş), elif(Ondört).
İşte bir iki dakikada bu iki sahifedeki sehiv ve kusurumun altında, kusurumu tamiredecek mecmu-u kitabta başka bir tarzda bir derin intizamın bu ucunu gördüm.Şimdi yanımdaki Küçük Hüsrev, Hilmi, Şamlı'nın halefi Hâfız Tevfik,bunlar da bu ucu görüp derin bir hakikatın emaresidir deyip, size yazdılar. Ben de bukardeşlerimle ve Emin ve beraber, hem selam ve hem dualarınızı istiyoruz.
Kalemi harika, hem kerâmetli Hüsrev'in bu def'a ona havale ettiğimiz Mûcizat-ıAhmediyye zeyilleriyle beraber bizce o kadar ehemmiyeti var ki, târif edilmez. Nur ve Gülfabrikalarının bu havâlide tâ uzaklara kadar tüm fütuhat..
Bugünlerde Tefsir'in ve Onuncu Söz'ün tevafukatına baktım. Kendi kendime dedim ki: Bu ziyade tafsilât israftır, ehemmiyetli mes'eleler çoktur, vakit zayi olmasın. Birden ihtar edildi ki: O tevafuk altında çok ehemmiyetli bir mes'ele vardır. Hem madem tevafukta bir inâyet-i hâssa ve iltifat-ı Rahmanî, Risale-i Nur'a karşı tezahür etmiş. O iltifata karşı hiss-i şükran ve memnuniyet ve müteşekkirâne sevinç, ne kadar ifratkârane de olsa israf olamaz. Bu ihtar mücmelini iki cihetle izah edeceğim:
Birincisi: Her şeyde -ne kadar cüz'î de olsa- bir kasd ve iradenin cilvesi bulunmasıdır; tesadüf, hakikî olarak olmamasıdır. Evet kesretin en küçük dağınık ve en ziyade tesadüfe verilen, kelimattaki hurufatın vaziyetleridir. Hususan kitabette, mâdem hiç münasebeti olmıyan ve ihtiyar-ı beşerî karışmıyan hurufatın vaziyetlerinde bir tenasüb, bir nizam bulunuyor; elbette bir irade-i gaybî tahtında vaziyetler veriliyor.
Hiçbirşey dâire-i ilim ve kudretinden hariç olmadığı gibi, dâire-i irade ve meşietinden dahi hariç değildir ki; böyle cüz'î ve dağınık şeylerde dahi bir tenasüb gözetiliyor ve tanzim ediliyor. Ve o tanzim içinde ve irade-i âmme cilvesinde, bir inâyet-i hassa suretinde, Risale-i Nur'a bir imtiyaz nev'inde, hususî bir teveccüh ve iltifat görülmüş. Ben bu derin mes'eleyi görmek için, İşârât-ül İ'caz tefsîrinin tevafukatına dikkat ettim; kat'î bir kanaat ile o sırrı bildim ve hissettim.
İkinci cihet: Nasılki çok mübarek ve kudsî büyük bir zat, gayet fakir ve muhtaç bir adama, ümid edilmediği bir tarzda, iltifatkârane, bir kabda bazı kâğıtlara sarılı bir hediye ihsan etse; elbette o bîçare adam, o pek büyük zâta karşı, hediyenin binler mislinden fazla teşekkür etmek ister. Ve bin o hediye kadar kıymetli bulunan, o hediye ile gösterilen iltifatına karşı ne kadar teşekkürde israf ve ifrat etse de makbûldür. Ve o çok mübarek zâtın o hediyesine sardığı kâğıtları da teberrük deyip şeker gibi yese, hâttâ o hediye içindeki cevizlerin sert kabuklarını da teberrük diye ekmek gibi yutsa ve o hediyenin kabını mübarek bir kitab gibi öpse ve başına koysa, israf olmadığı gibi; aynen öyle de, Risale-i Nur yüzünde irade-i âmme, inâyet-i hâssa iltifatını tevafuk zarfıyla ihsan edilmiş. Elbette tevafuka dair tafsilât, tasvirat fiilî teşekküratın bir nev'idir ve sevincin ve minnetdarlığın heyecanlı tereşşuhatıdır. Kusura bakılmaz. Evet böyle bir zâtın iltifatını gösteren maddî kırk para ihsanına karşı kırk bin teşekkür edilse israf değil.
İkinci Mes'ele: Ben hem kendimde, hem bu yakındaki Risale-i Nur talebelerinde, şuhur-u Muharremeden sonra bir yorgunluk ve şevkte bir fütur görüyordum. Sebebini vâzıhan bilmiyordum. Şimdi, eskide söylediğim tahminî sebeb, hakikat olduğunu gördüm. Şöyle ki:
Nasıl maddî hava fena ise, fena te'sir ediyor. Mânevî hava da bozulsa, herkesin istidadına göre bir sarsıntı verir. Şuhur-u selâse ve muharremede Âlem-i İslâm manevî havası, umum ehl-i îmanın âhiret kazancına ve ticaretine ciddî teveccühleri ve himmetleri ve tenvirleri o havayı sâfileştiriyor, güzelleştiriyor. Müdhiş ârızalara ve fırtınalara mukabele ediyor. Herkes o sayede ve sayesinde derecesine göre istifade eder.
Fakat o şuhur-u mübareke gittikten sonra, âdeta o âhiret ticaretinin meşheri ve pazarı değiştiği gibi; dünya sergisi açılmağa başlıyor. Ekser himmetler, bir derece vaziyeti değişiyor. Havayı tesmim eden buharat-ı müzahrefe o manevî havayı bozar. Herkes derecesine göre ondan zedelenir.
Bu havanın zararından kurtulmak çaresi, Risale-i Nur'un göziyle bakmak ve ne kadar müşkilât ziyadeleşse kudsî vazife itibariyle daha ziyade ciddiyet ve şevkle hareket etmektir. Çünki başkaların füturu ve çekilmesi, ehl-i himmetin şevkini, gayretini ziyadeleştirmeğe sebebdir. Zira gidenlerin vazifelerini de bir derece yapmağa kendini mecbur bilir ve bilmelidirler.
* * *
بِاسْمِهِ وَاِنْ مِنْ شَيْءٍ اِلاَّ يُسَبِّحُ بِحَمْدِهِ
اَلسَّلاَمُ عَلَيْكُمْ وَ رَحْمَةُ اللَّهِ وَ بَرَكَاتُهُ بِعَدَدِ تَوَافُقَاتِ الْكَلِمَاتِ وَحُرُوفَاتِهَا فىِ كِتَابِ الْكَائِنَاتِ
Azîz, Sıddık, Âlîcenab Kardeşlerim!
Nur ve Gül Fabrikalarının vaziyetlerinden, bu acîb zamanda ne tarzda olduğunu haber vermiyorsunuz. Halbuki bu dünyada en ziyade alâkadar olduğum onlardır. Her ne ise... (Hâşiye)
(Hâşiye): Huruf-u Kur'aniyeyi tercüme ile tahrif, tebdil, tağyir etmek; mülhidlerin dehşetli cinayetlerine mukabil cihad eden Said, ifratkârane ve müsrifane tevafukta çok tedkikatı lüzumsuz değil, mânasız olmaz. (Bu yazı Üstad Hazretlerinin kendi el yazısı iledir.)
Bu def'a hakikatların yemişleri nev'inde ve Risale-i Nur talebelerinin medar-ı teşviki olan letaif-i tevafukiyeden birisini, Feyzi'nin sebebiyle ve arzusuyla size gönderildi. Şöyle ki:
Bir gün tashihat işim yoktu. İşarat-ül İ'caz'ın ( ت ) tevafuku hakkında yanlışım ve sehvim hâtırıma geldi. Bir keffaret-üz zünub aradım. Birden Lafzullah'ın başı olan elif, Risale-i Nur'un bir muhtasar fihristesi ve çekirdek-i aslîsi olan İşârât-ül İ'caz'da ve resail-i sairede kerametkârâne vaziyetler gösterdiğini düşündüm. Acaba Lâfzullah'ın ( ل ) ve ( ه ) harfleri dahi ne vaziyet gösterecek diye baştan aşağıya bütün (İşârât-ül-İ'caz'ı) sahifelerdeki satır başları ve nihayetlerini saydım. ( ل ) ve ( ه ) nin elif gibi kerametkârâne vaziyetini gördüm. Belki inşâAllâh, tevafukta sehivden gelen kusurlarıma ve yanlışlarıma bu da bir küçük keffaret-üz zünûb olur.
Evvelki mektubda, İşârât-ül İ'cazda, sair hurufatın mecmuu başka bir tarzda ehemmiyetli bir vaziyet-i hârikaları bulunduğuna bir işaret, bir uç, bir emare gördüğümüzü size yazmıştık; fakat o geniş sırrı tamamen görmek çok zamana muhtaç olduğundan, çok ehemmiyetli vazifeler şimdilik onunla iştigale müsaade etmedi.
|
|